Haber Merkezi- İtikâf ibadeti hakkında, tâbiînin büyük âlimlerinden İbn-i Şihâb ez-Zührî -Allah ondan râzı olsun- şöyle buyurur:

“Îtikâf, amellerin en şereflisidir. Çünkü îtikâfa giren kimse, geçici bir zaman için de olsa dünya meşgalelerinden uzaklaşır, kendini tamamen Allâh’a verir, oruçlu olur. Mescidde namazı beklemekte olduğu için dâimâ namaz kılıyormuş gibi sevap alır. Vaktini ibadet ve taatle, Allâh’ı zikrederek, Kur’ân-ı Kerîm okuyarak ve benzeri faydalı şeylerle geçirir. Dünya ve âhireti için faydasız şeylerden uzak durur.”

Ramazan Ayını İbadetle İhyâ Ederdi

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, sevâbını Allah’tan bekleyerek Ramazan ayını ibadetle geçiren kimsenin geçmiş günahlarının bağışlanacağını haber vermiştir. Bu vesîle ile farz namazlardan sonra en kıymetli namazın “gece namazı” olduğunu bildirmiş, gece namazında daha dinç olabilmek için gündüz, “kaylûle”den (öğlen uykusundan) destek alınmasını tavsiye etmişti.

Ramazan ayının son on günü girdiğinde; başka zamanlarda olmadığı kadar ibadetlerine ağırlık vermiş, geceyi ihyâ etmiş, ailesini gece ibadeti için uyandırmıştı.

Tarihte Bugün Ne Oldu? 8 Mart ne günü? 8 Mart’ta Doğan ve Ölen Ünlüler? 8 Mart ’ta Türkiye'de ve Dünyada Meydana Gelen Olaylar
Tarihte Bugün Ne Oldu? 8 Mart ne günü? 8 Mart’ta Doğan ve Ölen Ünlüler? 8 Mart ’ta Türkiye'de ve Dünyada Meydana Gelen Olaylar
İçeriği Görüntüle

Peygamber Efendimiz bir defasında Abdullah ibni Ömer -radıyallâhu anhümâ- için:

“-Abdullah ne iyi adamdır! Keşke bir de geceleyin namaz kılsa…” buyurmuştu. (Buhârî, Teheccüd, 2)

Bu söz, İbn-i Ömer’in kulağına gidince, o günden sonra gecelerini ihyâ etmeye başladı. Böylece Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bizzat seher vakitlerini değerlendirdiği, teheccüd namazını kaçırmadığı gibi, âilesini ve ashâbını da bu vakitleri ihyâ etmeye özendirmiştir.

İftar ve Sahur Yemeklerine Dikkat Ederdi

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-’nın ifadesiyle; genellikle “hurma” ve “su” dışında bir şey bulunmayan Hâne-i Saâdette; Hayber Fethi ganimetleri sonrasında, ashâb-ı kirâmın da maddî olarak rahatlamasıyla birlikte, yemek pişmeye başlamıştır. Ama Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in genel îkazı, insanın kifayet miktarı yiyecekle yetinmesidir. Ancak ille de yenecekse, midenin tamamının doldurulmaması; üçte birinin hava, üçte birinin su, üçte birinin yemek için ayrılması tavsiye edilmiştir.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu “az yeme” ölçüsüne, Ramazan ayında da riâyet etmiştir. Sünnete ittibâ (uyma), yalnızca yokluk anlarında ve normal günlerde değil; bolluk ve Ramazan iftarlarında da olmalıdır.

Nitekim mideyi çok doldurmak, kalbi zayıflatmakta, ibadetlerde tembelliğe sevk etmektedir. Hâlbuki Ramazan ayı; binbir türlü feyz ve bereketin sağanak sağanak yağdığı mübârek bir aydır. Bu ayda kaçırılan fırsatlar için, sonra ne kadar pişman olunsa azdır.

Peygamber Efendimiz, iftar vaktine yakın zamanların çok kıymetli olduğunu haber vermiş, bu vakitte duâ, zikir, istiğfar ve benzeri ibadetleri artırmayı tavsiye etmiştir. Nitekim bir rivâyette:

“Allah her iftar vakti cehenneme girmesi kesinleşmiş kullarını cehennemden âzâd eder. Bu, Ramazan boyunca her akşam tekrarlanır.” buyrulmuştur.

Hayır ve Hasenâtını Artırırdı

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, cömert kimsenin Allâh’a, cennete ve insanlara daha yakın olduğunu bildirir ve kendisinden bir şey isteyeni aslâ geri çevirmezdi. Bu vasfı, Ramazan ayında ölçülemeyecek kadar artar, ev halkına:

“-Ben ihtiyaç sahiplerine vermeden size hiçbir şey veremem!” buyururdu.

Ramazan'da Sadaka Verilmesini Tavsiye Ederdi

“-Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye sorulunca ise:

“-Ramazan ayında verilen sadaka.” buyurmuş, Zeyd bin Sâbit -radıyallâhu anh-’e bu aydaki sadakanın fazileti hakkında:

“-Ey Zeyd! Verecek hiçbir şeyin yoksa, bir parça ip ile dahî olsa halkla birlikte fıtır sadakasını ver!” (Taberânî, 5, 123) diye tavsiyede bulunmuştur.

İftar Dâvetlerine İcâbet Ederdi

Ramazan ayının bir coşkusu da birlikte iftar etmekti. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendisini davet eden zengin veya fakir hiç kimseye "Hayır!" demez, hatta aynı anda çağırılan kişilere davetteki öncelik sırasına göre icabet ederdi. Bu vesileyle şöyle buyurmuştur:

"Kim Ramazan'da kazandığı helâl rızık ile oruç tutan birini iftara çağırırsa, melekler ona Ramazan geceleri boyunca dua ederler. Cebrail -aleyhisselâm- Kadir gecesi onunla kucaklaşır."

Sahabiler:

"Ey Allah'ın Rasûlü! Hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek kadar bir şey bulamıyoruz." deyince; Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

"Allah, aynı sevabı bir hurma tanesi yahut bir yudum su veya su katılmış bir yudum süt ile iftar ettirene de verir. Bu, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Bu ayda kölesinin yükünü hafifletene Allah mağfiret buyurur ve onu cehennem ateşinden âzâd eder. Bu ayda şu dört şeyi çokça yapınız. Bunlardan iki tanesi ile Rabbinizi râzı edersiniz. İki tanesine de çokça ihtiyacınız vardır. Kendileriyle Rabbinizi râzı edeceğiniz işler, Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getirmek ve O'ndan mağfiret dilemektir. Kendilerine muhtaç olduğunuz iki haslet ise, Allah'tan cenneti istemek, cehennemden de sığınmanızdır. Oruçlu birisine içecek bir şey verene Allah, benim Kevser Havuzu'mdan içirecektir ve o, cennete girene kadar da bir daha susamayacaktır." (İbn-i Huzeyme, Sahih, III/191)

Peygamberimiz Ramazan ayında misafirsiz iftar yapmazdı

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- özellikle Ramazan ayında misafirsiz iftar yapmaz, misafirlerine kendi elleriyle ikram eder, onları kapıya kadar uğurlardı. Suffe talebelerinden Vâsile bin Eska -radıyallâhu anh- anlatıyor:

"Ramazan ayında sahabiler bizi bölüşerek iftara davet ederlerdi. Ramazan'ın ilerleyen günlerinde bir akşam hiç kimse bizi iftara götürmedi. Ertesi gün aç karnına oruç tuttuk. İkinci akşam yine gelen olmadı. Açlıktan bitap düşünce Allah Rasûlü'ne giderek durumumuzu anlattık. Hâlimize çok üzülen Allah Rasûlü tek tek bütün eşlerinin evine haber göndererek evde yiyecek bulunup bulunmadığını sordurdu. Eşleri yemin ederek, yiyecek hiçbir şey bulunmadığını, hatta kendilerinin de bir lokma dahî yemediklerini söylediler. Allah Rasûlü mübarek ellerini açtı ve şöyle dua etti:

'Allah'ım, Senin fazlın ve rahmetinden istiyoruz. Her şey Senin elindedir. Senden başkasının hiçbir şeye gücü yetmez!'

Rasûlullâh'ın duası henüz bitmişti ki, bir adam elinde kızarmış bir koyun ve ekmekle içeri girdi. Rasûlullah bizim önümüze koydu, biz de doyuncaya kadar yedik. Daha sonra Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

'Biz Allah'ın fazl ve rahmetinden istedik. Zira O, rahmetini katında bizim için saklamıştır.'" (Hilyetü'l Evliyâ, II, 22