Bismillahirrahmannirrahim
Ey bütün varlıkların kendisine yöneldiği Yâ Kuddûs! Ey bütün peygamberlerin ve meleklerin tesbih ettiği Yâ Sübhân! Ey bütün hamdlerin sahibi Yâ Hamîd! Ey peygamberlerini hakikat rehberleri, velîlerini marifet yıldızları ve meleklerini itaatkâr kullar olarak yaratan Yâ Hakîm! Ey bütün kâinatı tevhid hakikatinde birleştiren Yâ Vâhid, Yâ Ehad!
Yer ve gök, peygamberlerinin Senin huzurunda yükselttiği tesbihleri, velîlerinin kalplerinden doğan zikirleri ve meleklerinin kesintisiz ibadetlerini kuşatarak Seni hamdinle tesbih ediyor.
Hz. dem'den Habîbin Hz. Muhammed'e ﷺ kadar gönderdiğin bütün peygamberlerin tevhid davetini kalbimizde birleştir. Onların Sana yönelen kulluklarından bize de bir hisse nasip eyle.Meleklerin hiç durmadan yaptıkları tesbihi, peygamberlerin vahiy karşısındaki teslimiyetini ve velîlerin kalplerindeki zikri bize kullukta örnek ve rehber eyle. Bizi kendi sınırlı hamdimizle yetinenlerden değil, bütün peygamberlerin hamdini, bütün velîlerin şükrünü ve bütün meleklerin tesbihini kendi duamızda hisseden kullarından eyle.
Yâ Vâhid! Bütün peygamberleri aynı tevhid hakikatinde buluşturduğun gibi, kalplerimizi de bir tek İlâh'a yönelen iman üzerinde birleştir. Bize, insanlık tarihindeki peygamberlik zincirini yalnızca tarihî olaylar olarak değil, Senin insanlığa gönderdiğin kesintisiz bir marifet ve hidayet rehberi olarak okumayı öğret.
Yâ Nûr! Peygamberlerin gösterdiği yolu, velîlerin yaşadığı marifeti, meleklerin temsil ettiği itaati ve kâinatın yaptığı tesbihi aynı hakikatin farklı şehadetleri olarak görmeyi nasip eyle.
Rabbimiz! Bizim küçük tesbihimizi onların büyük tesbihlerine, küçük hamdimizi onların küllî hamdlerine ve eksik kulluğumuzu Senin seçkin kullarının kulluğuna bağla.
Ve bizi öyle bir tefekkür mertebesine ulaştır ki “Sübhânallah” dediğimiz zaman yalnız kendi dilimiz değil; peygamberlerin tevhidi, velîlerin marifeti, meleklerin tesbihi ve kâinatın şehadeti kalbimizde birlikte yankılansın. min.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
سُبْحَانَكَ تُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ الْأَرْضُ وَالسَّمَاءُ بِجَمِيعِ تَسْبِيحَاتِ جَمِيعِ أَنْبِيَائِكَ وَأَوْلِيَائِكَ وَمَلَائِكَتِكَ، عَلَيْهِمْ صَلَوَاتُكَ وَتَسْلِيمَاتُكَ.
2. Türkçe Meali
“Sübhânsın! Yer ve gök, bütün peygamberlerinin, bütün velîlerinin ve bütün meleklerinin Senin hamdinle yaptıkları bütün tesbihleriyle Seni tesbih eder. Onların üzerine Senin salât ve selâmların olsun.”
Burada yer ve gök, önceki cümlede olduğu gibi küllî bir şahit konumundadır. Fakat bu defa onların tesbihine özellikle;
Enbiyâ, Evliyâ, Melâike dâhil edilmektedir. Böylece tesbih halkası yalnız maddî âlemle sınırlı kalmıyor; insanlığın seçkin kullarını ve melekût âlemini de içine alıyor.
Bu cümlenin en güçlü bağlantılarından biri
وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
“Hiçbir şey yoktur ki O'nu hamdiyle tesbih etmesin.”
(İsrâ, 44) Burada artık “hiçbir şey” ifadesinin kapsamına peygamberler, velîler ve melekler de dâhil edilerek küllî tesbih düşüncesi genişletiliyor.
Melekler hakkında
يُسَبِّحُونَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ
“Gece gündüz O'nu tesbih ederler; hiç gevşeklik göstermezler.” (Enbiyâ, 20)
وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ
“Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler.” (Şûrâ, 5)
Bu âyetler cümlemizdeki
تُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ ifadesinin Kur'ânî temelini açıkça gösterir.
Bu cümle, Risale-i Nur'daki kâinatın küllî ibadeti anlayışıyla doğrudan ilişkilidir. Bediüzzaman'ın temel yaklaşımında varlıklar yalnızca Allah'ın kudretinin eserleri değildir; aynı zamanda O'nu gösteren, O'nu tesbih eden ve O'na kulluk eden birer âyettir.
Risale-i Nur'un sık kullandığı önemli bir ifade olan: “İttifak edenlerin kuvveti” mantığıyla düşünüldüğünde, bütün peygamberlerin, velîlerin ve meleklerin aynı tevhid hakikatinde birleşmesi çok güçlü bir şehadet meydana getirir.
Özellikle peygamberlerin tamamının temel daveti; Tevhid
üzerinde birleşmektedir. Bu sebeple burada yalnız nicelik değil, hakikatlerin ittifakı söz konusudur. Vahiy + velâyet + melekût + kâinat aynı tevhid ekseninde birleşir.
Hazırlayan: Nuran Şahin
Risale-i Nur'u Sadeleştirme Tartışması
Bilim - Teknoloji
Kutlu Doğum Etkinlikleri
Gizlilik İlkeleri
Kullanım Şartları
Geliştiriciler İçin