Haber Detayı
29 Kasım 2020 - Pazar 22:10 Bu haber 275 kez okundu
 
Yıldız Sarayı Müzesi
Hilafetin kaldırılması ve Osmanlı hanedanına ait gayrimenkullerin millete intikal ettirilmesinden sonra, bazı saraylar TBMM’ye bağlanırken, Yıldız Sarayı’nın ana binaları TSK’nın Harp Akademilerine 1925 yılında tahsis edilmiştir.
KÜLTÜR-SANAT Haberi
Yıldız Sarayı Müzesi

1978 yılına kadar bu kurumda kalan binalar, yeni hizmet anlayışı içinde kullanılmasından dolayı yıpranmış, esas bozulmayı ise bu kurum ayrıldıktan sonra bir süre hangi amaçla kullanılacağı tespit edilemediği sırada yaşamıştır. 1994 yılında müze olarak kullanılmaya başlanan saray, bu yeni fonksiyonu ile yeniden hayat bulmuş ise de hâlâ o eski günlerin özlemini çekmektedir. Son yıllarda olumlu gelişmeler birbirini takip etmekle beraber, en büyük sorunlarının başında yapılarının aşırı bölünmüşlüğü gelmektedir. Bina olarak eski, müze olarak yeni olan Yıldız Sarayı Müzesi üzerine pek çalışma yapılmaması da bu ihmalkârlığın sebebi olabilir. Fuat Ezgü’nün Yıldız Sarayı Tarihçesi isimli eseri, yazarın Harp Akademileri siyasi tarih öğretim üyesi olduğu yıllarda hazırlanmıştır. Sarayın tarihçesi, Harp Akademileri olarak kullanıldığı yıllardaki işlevsel hali, Sultan II. Abdülhamid’in yaşamı, sarayda yaşanan önemli tarihî olaylar gibi konuları içermekle beraber, çeşitli fotoğraf ve planlara da sahiptir. Her ne kadar sarayın müze öncesi bir çalışması olsa da netice itibarıyla sarayın kendisi de şimdi bir müzedir. Metin And’ın hazırladığı Saraya Bağlı Tiyatrolar ve II. Abdülhamit’in Yıldız Sarayı Tiyatrosu isimli çalışma, bugün halen ayakta kalan tek saray tiyatrosunu anlatmaktadır. Padişahın hangi günler bu tiyatroyu kullandığı, neleri ve kimleri seyrettiği ve kimleri davet ettiği hep bu çalışmanın içindedir. Ayrıca tiyatronun mimari ve sanatsal özelliklerine de yer verilmiştir. Yıldız’ın bu saray tiyatrosu hakkında başka bir çalışma hâlâ mevcut değildir. Murat Candemir ve M. Hanefi Kutluoğlu’nun ortaklaşa hazırladığı Bir Cihan Devletinin Tasfiyesi Yıldız Sarayı Müzesi Tasfiye Komisyonu Defteri adlı kitap,aslında pek de bilinmeyen bir meseleyi tüm yönleri ile aydınlatmaktadır. Türkiye müzecilik tarihini konu edinen araştırmalarda, Sultan II. Abdülhamid’in Yıldız Sarayı Müzesi’nden ya hiç bahsedilmez veya birkaç satırla geçilir. İşte bu çalışma adı geçen müzenin envanterinin ne kadar güçlü olduğunu gözler önüne sermektedir. Osmanlı Devleti Arşivi Yıldız Esas Evrakı 322 no’lu defterin esas alındığı çalışma bir devre ışık tutmaktadır. Kitabın sonunda hazırlanan dizin ise çok karışık olan konuların kolayca bulunması açısın dan faydalı olmuştur. 1909 tarihinde Sultan II. Abdülhamid’in hal edilmesinden sonra saray üç gün süresince yağmalanmış, ancak bundan sonra kurulan komisyonla müzede bulunan eserlerin tespiti yapılmış ve bu eserlerin hangi kurum ve kuruluşlara gönderildiğine teker teker burada işaret edilmiştir. Gönül arzu eder ki bu eserler asli yeri olan Yıldız’a yeniden dönsün. İstanbul’da Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bulunan ve dün eski bir dergâh, bugün ise müze olan tek bir yapı vardır: Galata Mevlevihanesi Müzesi.

 

Galata Mevlevihanesi Müzesi Restorasyonu yeni tamamlanan ilk büyük Mevlevi kuruluşu Galata Mevlevihanesi’dir. Kulekapı Mevlevihanesi, halk arasında bilinen adıyla Galib Dede Dergâhı, yakın bir tarihe kadar da Divan Edebiyatı Müzesi isimlerini alan yapı bugün artık aynı isimle müze olarak kullanılmaktadır. Günümüze kadar gelebilen tek ahşap yapı olan Galata Mevlevihanesi Müzesi hakkında ne yazık ki bir müstakil çalışma vardır. Can Kerametli tarafından kaleme alınan eser, yayınlandığı dönemin şartlarına göre baskısı ve fotoğraflarıyla göz doldurmaktadır. Bunda usta fotoğrafçı Sami Güner’in katkısı yadsınamaz. Fatih Sultan Mehmed ve Sultan II. Bayezid Han dönemlerinin önemli devlet adamlarından biri ve aynı zamanda Mevlevihane’nin kurucusu olan İskender Paşa tanıtılarak kitaba başlanmıştır. Mevlevihane’de bulunan “Hâmûşân” haziresi ve Hasan Ağa Çeşmesi hakkında bilgi verildikten sonra, içeride bulunan türbeler bahsine geçilmiş ve burada yatan İsmail Ankaravî ve Şeyh Galib hakkında açıklamalara yer verilmiştir.

 

Şadırvan, Âdile Sultan Sarnıcı ve günümüze kadar gelmiş ve iyi korunabilmiş esas yapı Semâhane’den bahsedilirken postnişinlerden Şeyh Arzi Mehmed Dede ile Kutb-ı Nayi Osman Dede’ye değinilmeden geçilmemiştir. Mevleviliğin kurucusu olan Mevlana Celaleddin Rumi’nin mistik felsefesi üzerinde durulurken tefekkür, aşk, müzik ve sema hususları hakkında öz bilgiler sunulmuştur. Mıtrıb ve mıtrıb heyeti, hünkâr mahfili, şeyh dairesi, Galata Mevlevihanesi’nin postnişinleri, Mevlevi sanat seçkinleri kitabın diğer ana başlıklarını oluşturmaktadır. Son olarak Mevlevihanenin haziresinde medfun olan Humbaracı Ahmet Paşa ve İbrahim Müteferrika gibi Osmanlı Devleti dönemi tarihî şahsiyetler hakkında malumat verilmektedir. Mevlevihane hakkında müzecilik bilimi üzerine yapılan tek çalışma bir yüksek lisans tezidir.

 

Bu müzenin müdürlük görevini de ifa eden Yavuz Özdemir’e ait olan bu tezin, tek çalışma olması sebebiyle üzerinde durmamız gerekir. “Galata Mevlevihanesi Müzesi Koleksiyonlarının Çağdaş Müzecilik Anlayışı İçinde Değerlendirilmesi” başlıklı tezde, müze eserleriyle diğer malzemelerin kullanılarak müzenin interaktif biçimde günümüz ortamına kazandırılması temeli üzerinde durulmuştur.

 

Tezin giriş bölümünde müzenin genel durumuna değinilmiş, birinci bölümde tasavvuf, tarikat yapıları ve Mevleviliğin ortaya çıkışı ele alınmış, ikinci bölümde Osmanlı Devleti döneminde Mevleviliğin gelişim süreci ve İstanbul’daki Mevlevihaneler anlatılmış ve Mevleviliğin içinde ayrı bir yeri olan İstanbul Mevleviliği hususuna ayrıca işaret edilmiştir. Üçüncü bölümde, Galata Mevlevihanesi işlenmeye başlanmış, tarihî, karakteristik özellikleri ve birimleri hakkında malumat verilmiştir. Hemen alt başlıkta ise Galata Mevlevihanesi’nin müze olma sürecine geçilerek envanteri bulunan eserler hakkında bilgiler sunulmuştur. Değerlendirme ve sonuç bölümünde müze hakkında getirilen teklifler tartışılmıştır. Galata Mevlevihanesi’nin içinde yer alan iki türbe bu müzenin idaresinde bulunmakla beraber, İstanbul’da tarihî, mimari ve sanatsal “kıymeti haiz” türbelerin bağlı olduğu esas birim İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğüdür.

Kaynak: Editör: Görsel Haber
Yorumlar
Haber Yazılımı