Haber Detayı
29 Kasım 2020 - Pazar 20:57 Bu haber 255 kez okundu
 
Türk ve İslâm Eserleri Müzesi
Türk ve İslâm sanatı eserlerini topluca kapsayan ilk Türk müzesi, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’dir.
KÜLTÜR-SANAT Haberi
Türk ve İslâm Eserleri Müzesi

XIX. yüzyılın son çeyreğinde başlayan kuruluş çalışmaları, 1913 senesinde nihayete ermiş ve müze Süleymaniye Camii külliyesi içinde yer alan imarethane binasında, 1914’te, “Evkaf-ı İslâmiye Müzesi” adı ile hizmete girmiştir.

 

Osmanlı Devleti’nin sona ermesi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasından kısa bir süre sonra müzenin ismi “Türk ve İslâm Eserleri Müzesi” olarak değiştirilmiştir. 1983 yılına kadar imarethane binasında hizmet veren müze o tarihten sonra, Sultanahmet meydanında bulunan ve İbrahim Paşa Sarayı ismiyle meşhur olmuş binaya taşınmıştır. Konusunda dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, kırk bin eseri aşan koleksiyonu ile Türk ve İslâm sanatının hemen her döneminden ve her türünden seçkin eserlere sahiptir.

 

Müze; Halı, El Yazmaları ve Hat Sanatı, Ahşap Eserleri, Taş Sanatı, Keramik ve Cam, Maden Sanatı ve Etnografya bölümlerinden oluşmaktadır. İstanbul’daki kamu kurum ve kuruluşlarına ait birçok müze gibi, bu müze de tarihî bir binanın içinde yer almaktadır. Bu da, müzenin içindeki eserler kadar kendisinin de bir müze bina olması sebebiyle, hakkında kaleme alınan en azından kıymetli bazı çalışmalara değinilme ihtiyacını doğurmaktadır.

 

Fakat İbrahim Paşa Sarayı hakkında çalışma o kadar azdır ki, Nurhan Atasoy’un kaleme aldığı ve bu konu hakkında en geniş malumatı sunan İbrahim Paşa Sarayı isimli kitapla50 yetineceğiz. Eser, girişten sonra İbrahim Paşa’nın kimliği hakkında bilgiler verir. Sonra sırasıyla At Meydanı ve İbrahim Paşa Sarayı, İbrahim Paşa Sarayı’nın yaşadığı olaylar, İbrahim Paşa Sarayı ile ilgili resimli kaynaklar, İbrahim Paşa Sarayı hakkında ileri sürülen bazı fikirler, İbrahim Paşa Sarayı hakkında bilgi (Birinci Kısım, İkinci Kısım, Üçüncü Kısım, Dördüncü Kısım, Saray Ahırı, Kule ve Hazine), İbrahim Paşa Sarayı’nda çalışan mimarlar, bibliyografya, resim ve plan listesiyle sona erer.

 

Yazar kitabın önsüzünde, saray hakkında açıklayıcı bilgi veren kaynakların azlığına rağmen günümüze kadar gelen tek sadrazam sarayı olan İbrahim Paşa Sarayı’nı tanıtmak, binanın araştırmacıların dikkatini çekmesini ve ileri sürülen fikirler hakkında görüşlerin ortaya konulmasını sağlamak amacını güttüğünü vurgulamıştır. Ancak kitabın neşredildiği 1972 yılından beri saray hakkında çok ciddi araştırmalar yapılmadığına göre, ya eser yeterli görülmüş ya da kitap merak uyandırma, dikkat çekme açısından istediği hedefe ulaşamamıştır. Müzenin ulaşabildiğimiz ilk rehberi olan 1939 tarihli Türk ve İslâm Eserleri Müzesi Rehberi, müzenin Süleymaniye Camii külliyesi içinde yer aldığı döneme aittir. Rehber, müzede beş salonda sergilenen eserleri tanıtmaktadır. Her tanıtılan salon bölümünün bitiminde, salonun genel görünümlü siyah-beyaz bir fotoğrafına yer verilmiştir. Ayrıca önemli görülen objeler fotoğraflanmıştır.

 

Eserler envanter numaraları verilerek ve bunların nereden geldiğine işaret edilerek tanıtılmıştır.  II. Dünya Savaşı’na girilirken böyle bir çalışmanın yapılması önemlidir. Fakat görülen odur ki İstanbul Arkeoloji Müzeleri kadar imkanlara da sahip değildir. Müze hakkında bu tarihten sonra uzun bir dönem kitap çıkmamıştır. Müzede yer alan bazı eserler hakkında kısmi bilgiler ihtiva eden ona yakın makaleyi bir tarafa bırakırsak, Zahir Güvemli ve Can Kerametli’nin ortaklaşa hazırladıkları ve 1973’te yayımlanan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi bu sessizliği bozmuştur. Müzenin eserlerinin ilk defa bu kadar renkli ve bol fotoğraflarla tanıtıldığı bir kitap ortaya çıkmıştır. Eser, müzenin kısa bir tarihçesiyle başlar. Yazı ve Yazmalar, Halı ve Kilim, Çini, Seramik ve Cam İşleri, Ağaç İşleri, Maden İşleri ile Taş Oyma ve Kitabeler çalışmanın bölümlerini oluşturmaktadır. Ayrıca o zamanlarda müzeye bağlı olan Galata Mevlevihanesi, Emirgan Yalısı, İbrahim Paşa Sarayı ile İstanbul’da kendisine bağlı olan 119 türbe hakkında bilgi vermektedir. Müzenin hem 80. kuruluş yılı olması hem de 1983 yılında Süleymaniye Külliyesi imarethanesinden İbrahim Paşa Sarayı’na taşınması sebebiyle olsa gerek, 1993 yılında küçük bir kitapçık yayımlanmıştır.

 

Eski müze yeri ile yeni müze yeri hakkında özet bilgiler veren, müzenin tarihine kısaca değinen ve kıymetli fotoğraflarla süslenen bu kitap, şüphesiz ki bu kadar kıymetli bir müze için çok yetersiz kalmıştır.54 Ancak sanki bu yetersizliği en azından müzenin önemli bir koleksiyon türünü oluşturan halıda giderilmek istenmiş ve 1996 yılında Turkish Carpet -from the 13th 18th contunies- isimli İngilizce kitap yayımlanmıştır. Yeni yerine taşındıktan sonra müzenin ilk büyük ve önemli sergisi birçok zorluğu yaşayarak icra ettiği “Savaş ve Barış -15-19 yy Osmanlı-Lehistan İlişkileri-” adlı sergidir.

 

Polonya’nın birçok müzesinde bulunan Osmanlı dönemine ait çeşitli eserlerin bir araya getirilerek müzede sergilenmesi kuşkusuz inkâr edilemeyecek bir emeğin ürünüdür. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700. yılı kutlama programlarına rast getirilen bu sergide, 500 yıllık bir süre 400 kadar eserle yansıtılmaya çalışılmıştır. Serginin yerine getirilmesinde büyük emek harcayan Nazan Ölçer, her sergiyi kalıcı kılanın o serginin kataloğu olduğunu bildiğinden, buradaki yazısında serginin önemine dikkat çekmektedir: Bu sergiyle, uzun bir rüya kısmen gerçekleşmiş oluyor ve Polonya koleksiyonlarındaki Osmanlı eserleri, kısa bir süre için dahi olsa, yüzyıllar önce ayrıldıkları yurtlarına dönüyor. Ancak, bu sadece bir savaşın ve barışın sergisi olmayacak. Biz tarihin sadece ders kitaplarının sayfalarına sıkıştırılmış birkaç satır ile zafer ve yenilgilerden oluşmadığını, tarihin, geri plandaki olaylar, dengeler, kişilikler, güç ve zaaflar ile de yansıtılması gerektiğini vurgulamak istedik.

 

Gözlemci bir bakışın zamanında düştüğü notların bazen uzun tarih kayıtlarından da etkili olabileceğini ve nihayet savaş alanlarında dahi nasıl bir estetik boyutunun yer alabileceğini, getirdiğimiz bu eserler, belge ve resimler kanıtlamaktadır. Hazırlanan katalogdaki on iki makale başlığının on biri Polonyalılar tarafından kaleme alınmıştır. “Polonya Koleksiyonlarında Osmanlı Belgeleri”, “Polonya Koleksiyonlarında Osmanlı Sanatı”, “Polonya Koleksiyonlarında Osmanlı Çadırları”, “Kalkanın Tanımı, Kökeni ve İşlevi” makale başlıkları, katalog eser hakkında bir ön bilgi verebilir. Kataloğun diğer sayfalarında ise XV-XIX. yüzyıllar arasında Polonya’nın çeşitli müzelerinde bulunan ve sergi süresince Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde teşhir edilen Osmanlı eserlerinin fotoğraf ve bilgilerini görmekteyiz. 1973-2002 yılları arasında müze ve eserleri hakkında yayımlanan yaklaşık yirmi kadar makale vardır.57 2002 senesinde Nazan Ölçer ve müzenin beş bölüm şefinin kendi sorumlulukları altındaki eserleri tanıttığı Türk ve İslâm Eserleri Müzesi isimli kitap yayımlanmıştır.

 

İslâm Sanatı, Erken İslâm Sanatı, Emevi, Abbasi, Fatımi, Büyük Selçuklu, Kuzey Afrika ve İspanya Müslüman Devletleri, Artuklular, Anadolu Selçuklu, Anadolu Beylikleri, Memluk, İlhanlı, Timur-Türkmen, Karakoyunlu, Akkoyunlu Dönemleri, Osmanlı Dönemi Sanatı, Safevi Dönemi ve Kaçar Dönemi ile Etnografya bölümleri kitabın ana başlıklarıdır. Bu kitapla müze ilk defa bu kadar kapsamlı bir çalışma ile tanıtılmış ve bol görsel malzeme sunulmuştur. Müze 2008 yılında yine çok ses getiren yeni bir sergiye ev sahipliği yapmıştır. “Farklı Kültürlerde Güzeli Arayış” isimli sergi -kalıcı olabilmesi için- katalog kitap ile süslenmiştir. Gürol Sözen, Zeynep Sözen tarafından hazırlanan Anadolu Topraklarında Güzeli Arayış isimli katalog eser her türlü takdiri hak etmektedir. Özel koleksiyonlar ile başta Türk ve İslâm Eserleri Müzesi olmak üzere Ayasofya, Topkapı Sarayı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Afyon Müzesi, Malatya Müzesi ve Antalya Müzesi’nden gelen eserlerden oluşan sergi kataloğunda lirik ve akıcı bir üslup tercih edilmiştir.

 

Bu sebeple, en ilgisiz insanın bile sayfaları zevkle çevireceğini düşünmekteyiz. Anadolu topraklarında farklı zamanlarda yaşayan, devletler kuran, medeniyetler inşa eden, kültürler oluşturan toplulukların/milletlerin neolitik çağdan Osmanlı’ya kadar uzandığı uzun zaman dilimi içinde, simgelerin değişik tarihlerde değişik kültürlerce kullanılması ve bu sembollerin yaklaşık on bin yılı aşan zaman diliminden günümüze kadar gelmesi şüphesiz hayret uyandırıcıdır. Kullanılan bu simgelerin kıymetli, güzel eserlerle yansıtılmaları, onların bir şekilde devamlılığını sağlamıştır. Katalog eserde her önemli dönem anlatılmış ve bıraktığı izlerden örnekler gösterilmiştir. Yazarlar, belki de bu durumu anlatmak için, birçok yazılarında yer verdikleri Anadolu Selçuklu Devleti’nin şair sultanı İzzeddin Keykâvus’un dörtlüğünü, kitabın “Osmanlı’da Güzeli Arayış” bölümünde tekrarlamaktan usanmamışlar, artlarından gelen kuşakların bunu duyması gerektiğini ifade etmişlerdir: Biz cihanı terk edip gittik Zahmet ve rahatını nakşedip gittik Bundan sonra nöbet sizdedir Biz kendi nöbetimizi tuttuk ve gittik Anadolu topraklarındaki binlerce yıllık serüvenin, işte bu nöbetin yansıması olduğunu inanan yazarlar, ürettikleri bu çalışmanın özünü bizce de burada “nakşet”mişlerdir. Bu tür sergilerde görmeye alışmadığımız bir sergi iki kitap uygulaması bir ayrıcalık olmuştur. Farklı Kültürlerde Güzeli Arayış- Anadolu Topraklarının Onbin Yıllık Öyküsü adlı sergi katalog kitapçığı ise daha çok teknik ve akademik bir üslupla hazırlanmış, kitabı oluşturan makaleler konunun ehli olan kalemlere bırakılmıştır. 19 makaleden oluşan eser, makalelerin konu edindikleri eserlerin fotoğraflarıyla zenginleştirilmiştir. Birçok makale ya direkt veya dolaylı olarak Türk ve İslâm Eserleri Müzesi eserlerini konu edinmiştir. Sadece Türk ve İslâm Eserleri Müzesi ve eserlerini konu edinen yukarıdaki satırlarda zikredilen kitaptan sonra, müze için hazırlanan bir diğer önemli çalışma Türk ve İslâm Eserleri Müzesi müdürü Seraceddin Şahin’e aittir. Prestij eser vasfında düşünülmüştür. İslâm devletlerinden olan Emevi, Abbasi, Fatimi, Büyük Selçuklu, Zengi, Eyyubi, Kuzey Afrika ve İspanya, Artuklular, Anadolu Selçuklu, Anadolu Beylikleri, Memluk, İlhanlı, Timurlu, Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen, Osmanlı, Safevi, Kaçar dönemi bölümleri ile Etnografya bölümünde teşhirde olan eserleri içermektedir.

 

Her dönemin siyasi, eğitimöğretim ve sanat tarihleri incelenmiş, bu esnada da yeri geldikçe müzedeki eserlere de atıf yapılmıştır. Bu yönüyle Alpay Pasinler’in İstanbul Arkeoloji Müzeleri kitabıyla aynilik arz etmiştir. Aynı zamanda eserlere ve müzeye ait zengin görsel malzeme, çalışmaya ayrı bir kıymet katmıştır. Müzelerde icra edilen sergiler, her zaman müzeye yeni bir soluk, yeni bir bakış açısı getirir ve tecrübe kazandırır. Bunun yanı sıra, sergiler, bazen farklı müze veya değişik yerlerden gelen eserlerin karşılaştırılmasıyla elde edilen bilgi birikimi ve konu ağırlıklı olduğu takdirde, bir dönem, mekan, oluş, uğraş vb. hakkında uzmanlaşma gibi çeşitli faydaları olan ve müzelerin vazgeçilmez unsurlarından sayılan aksiyonlardandır. Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nin 1986 yılındaki “Osmanlı Padişah Fermanları” sergisi, müze müdürü Nazan Ölçer’in sergi kataloğunun önsözündeki ifadesiyle, ilk defa kamu kurum ve kuruluşları ile özel şahısların işbirliğinden doğmuştur.

 

Sergi bu hususiyetinden dolayı her zaman ayrıca anılmalıdır. Tarihsel gelişmesi ve çeşitliliği içinde, kronolojik bir sıralamayla sunulmaya çalışılan sergi eserlerinin her bir örneğinin, kendi dönemlerini yansıtmasına gayret gösterilmiştir. Bu sebeple, Topkapı Sarayı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphanesi, Millet Kütüphanesi ve Divan Edebiyatı Müzesi ile özel koleksiyonlarda bulunan eserlerden de faydalanılmıştır. Editörlüğünü Hülya Tezcan ve Sumiyo Okumara’nın yaptığı Anadolu Dokuma Mirası 2 – Weaving Heritage of Anatolia isimli katalog, dünyanın en zengin halı koleksiyonuna sahip olan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde durumları itibariyle 2007 yılına kadar sergilenemeyen ve bilim dünyasınca tanınmayan çok sayıdaki halının, yapılan restorasyon ve konservasyon çalışmasıyla sergilenme imkanı bulması neticesinde meydana getirilmiştir. 119 halı, yüzyılları, ebatları ve müzeye nereden geldikleri gösterilerek envanter numaralarıyla beraber tanıtılmıştır. Halı konservasyon ve restorasyonunda önemli isimler arasında bulunan Gönül Tekeli ve Walter Denny’nin, müzenin halı katoloğu ile yapılan onarım ve koruma işlemlerinin analiz listelerini içeren makaleleri eseri daha da kıymetli hale getirmiştir. İslâm devletleri sanatçılarının en mahirleri, ustaları şüphesiz Kur’an-ı Kerim yazımı ve onun süsleme sanatlarında ortaya çıkmıştır. VIII. asırdan XX. asra kadar uzanan tarihî vetire içinde hazırlanan ve dünyanın en nadide Kur’an-ı Kerimlerinin teşhir edildiği “1400. Yılında Kur’an-ı Kerim” sergisi haklı bir övgüye mazhar olmuştur. Emevi, Abbasi, Fatimi, Eyyubi, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçuklular, Memluk, İlhanlı, Celayirli, Timurlu, Türkmen, Babürlü, Safevi ve Osmanlı gibi İslâm devletlerinin 1400 yıllık medeniyetinin eserleri olan birçok eşsiz mushaf bu müzede muhafaza edilmektedir. Dönemlerinin önemli hattat, müzehhib ve cilt sanatçıları tarafından hazırlanan 300 civarındaki mushafın sergilenmesi dolayısıyla hazırlanan 1400. Yılında Kur’an-ı Kerim -Türk ve İslâm Eserleri Müzesi Kur’an-ı Kerim Kataloğu- bugüne kadar hazırlanan ve her biri başyapıt niteliği taşıyan en kapsamlı Kur’an-ı Kerim katoloğudur. Müze müdürü Seraceddin Şahin’in “Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ndeki Örnekleriyle Tarihsel Süreç İçinde Hat Sanatı”, Kur’an-ı Kerim ve nüshaları üzerine çalışmaları ile tanınan Tayyar Altıkulaç’ın “Günümüze Ulaşan En Eski Mushaf Nüshaları”, hattat ve araştırmacı yazar Süleyman Berk’in “Kur’an-ı Kerim Nüshalarının Hat ve Hattatları”, Osmanlı el sanatları alanında yaptığı çalışmalarla maruf Prof. Dr. Zeren Tanındı’nın “Kur’an-ı Kerim Nüshalarının Ciltleri ve Tezhipleri”, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi kağıt restorasyon ve konservasyon uzmanı Hatice Karagöz’ün “Türk ve İslâm Eserleri Müzesi Kur’an Koleksiyonunun Konservasyon-Restorasyon Çalışmaları”, müzenin nadir eserler sorumluları Ali Serkander Demirkol ve Sevgi Kutluay’ın “Türk ve İslâm Eserleri Müzesi Kur’an-ı Kerim Koleksiyonu Hakkında” başlıklı makaleleri, müzede sergilenen ve kataloğun sonunda fotoğraflarla gösterilen o muhteşem Kur’an-ı Kerim nüshalarını tanımamıza yardımcı olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmadan önce Osmanlı Devleti hanedanın uzun seneler ikametgâhı olan Topkapı Sarayı, yeni Cumhuriyetin ilk müzesi olmuştur. Ancak, hemen ifade etmeliyiz ki İstanbul’daki müze saraylar hakkında literatür değerlendirmesi yapmak oldukça zordu. 

 

Kaynak: Editör: Görsel Haber
Yorumlar
Haber Yazılımı