Haber Detayı
29 Kasım 2020 - Pazar 21:50 Bu haber 298 kez okundu
 
Topkapı Sarayı Müzesi
İstanbul’daki tarihî mekanların en kıymetlilerinden olan Topkapı Sarayı’nda, XV. asrın ikinci yarısından XIX. asrın ortalarına kadar Osmanlı hanedanı yaşamış, devlet buradan yönetilmiştir.
KÜLTÜR-SANAT Haberi
Topkapı Sarayı Müzesi

1924’ten beri resmî ve tarihî işlevleri nihayete ermiş olmakla beraber Topkapı Sarayı, içerdiği kültür ve inanç değerleri, mimari ve sanatsal hususiyetleri, devlet ve hükümdar hazineleri, kıymeti takdir edilemeyen koleksiyonları, çok değerli kütüphane ve arşivi ile dünyanın sayılı müzelerinden biri olmuştur. Saray, Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Nisan 1924’te Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’nın (Atatürk) emriyle müze haline getirilmiştir. Ancak sarayın ilk müze müdürü olan Tahsin Bey’in (Öz) 1928 yılı tarihinde buraya atanana kadar müzecilik anlayışı hususunda herhangi bir uygulama yapılmadığı bilinmektedir. Osmanlı Devleti zamanında Mehmed Raif’in Topkapı Saray-ı Hümayunu ve Parkının Tarihi isimli 64 sayfalık kitabı, Darphane, Çinili Köşk Müzesi, Yeniçeri Müzesi ve Müze-i Hümayun hakkında bilgiler içerir.

 

Osmanlı’nın son zamanlarında kaleme alınan bu eser saray ve yakın çevresini kısmi olarak tanıtmanın ötesine geçmemekle beraber yine de anılması gereken bir çalışmadır. İstanbul kültür tarihine büyük hizmetler veren Reşad Ekrem Koçu’nun Topkapı Sarayı, İçinde Geçen Vak’alar, Eski Saray Hayatı ve Teşkilatı ile Beraber Adım Adım Köşe Köşe isimli kitabı, Milliyet gazetesinde “Topkapı Sarayı’nda Yüz Gün” adı altında altı ay kadar devam eden fıkraların bir araya toplanmasıyla oluşturulmuştur. Gazetede çıkan tefrika yeniden bir tasnife tabi tutulmuş, bir gezi rehberi şekline dönüştürülmüştür. Saray yapıları anlatılırken saray görevlileri hakkında da bilgi verilmiştir.

 

Eserde fotoğraf yerine çizimlerden istifade edilmiştir. Böylece belki de, tarihî kitaplardan öğrenilen bilgilerin bir nevi çizimle anlatımı yapılmıştır. Kitapta sohbet türü bir anlatım şekli tercih edilmiştir. O dönemde ve bu tür kitaplarda görmeye alışmadığımız bir usulü eserin son dokuz sayfasında görüyoruz: güzel hazırlanmış bir dizin. Eldem’ler Türk müzecilik, mimarlık ve sanat tarihi araştırmalarında önemli bir yere sahiptir. Halil Ethem’in [Eldem] Topkapı Sarayı hakkında kaleme aldığı eser hacimce küçük ama kullandığı malzemeler açısından mühimdir. Eserin her sayfasında bulunan siyah-beyaz fotoğraflar, yağlıboya resim örnekleri ve gravürler Topkapı Sarayı hakkında bize önemli belgeler sunmaktadır.

 

Hatta biraz popülizme kaçarsak, eserin 53. sayfasında Kanuni Sultan Süleyman’ın zevcesi “Roksalan”ın (Hürrem Sultan) “İtalya’da Floransa Galerisi’nde” bulunan ve bugün pek bilinmeyen bir resmine dahi rastlanmaktadır. Topkapı Sarayı tarihini anlatmak için Osmanlı Devleti arşiv belgelerini ilk kullanan araştırmacılardan biri -belki de ilki- Ziya Erkins’tir. Yazar, kitabının önsözünde de belirttiği üzere, başvekâlet ve sarayın arşivlerine dayanarak hazırladığı bu özgün eseri biraz aceleye getirmenin üzüntüsünü yaşamaktadır. R. E. Koçu gibi o da eserinde siyah-beyaz fotoğraflar, yağlıboya resimler ve gravürler kullanmıştır. Kitabın nakıs tarafı, kullanılan arşiv belgelerinin hangi tasniflerden alındığının belirtilmemesidir. Bu bahsin ilk satırlarında belirttiğimiz üzere sarayın arşiv ve kütüphanesi her zaman ayrıcalıklı olmuştur. Saray kütüphanesinde değişik dillerde eserler vardır.

 

Ancak bunların ağırlıklı olduğu lisanlar Türkçe, Arapça ve Farsçadır. Fehmi Edhem Karatay kütüphanenin Farsça yazmalar kataloğunu 1961 yılında hazırlamıştır. Farsça 940 cilt kitabı ihtiva etmektedir. Sarayın çeşitli kısımlarına ait olan bu eserler tek tek incelenmiş, kitapların ebatları, yaprak sayısı, sütün ve satır sayısı ve kitabın diğer hususiyetleri özenle işlenmiştir. Kitabın sonunda ayrıca kitap ismi ve müellif veya katkı verenlerin isimleri dizin halinde sunulmuştur. Aynı yazar müzenin kütüphanesinde bulunan Arapça yazmalar kataloğunu da neşretmiştir.

 

Eser dört cilttir. Saraydaki muhtelif köşk ve odalarda bulunan (o tarihlerde bir merkezde toplanmamıştı) Arapça yazmalar toplu olarak tanıtılmaktadır. Birinci cildinde Kur’an-ı Kerim ve tefsire ait 1-2171 cilt no’lu yazmalar, ikincisinde hadis ve fıkıh konulu 2172-4679 no’lu yazmalar, üçüncüsünde İslâm dini (akaid, kelam, tasavvuf ve tarikatlar, mecalis ve meva’iz, ed’iye ve havas), gayri İslâmi dinler, tarih (umumi İslâm tarihleri, coğrafya, kozmografya ve seyahat) ile bilimler konulu 4680-7487 cilt no’lu yazmalar, dördüncüsünde filoloji, edebiyat ve mecmular konulu 7488-9043 cilt no’lu yazmaların ebat, yaprak sayısı, kullanılan lisan ve yazı türü, satır sayısı ile başka hususiyetlerini de içeren bir eser durumundadır. Müzenin arşivi hakkında en eski çalışma bu müzeye çok şeyler kazandıran Tahsin Öz’e aittir. Arşivdeki bazı önemli belgeleri tanıtarak, müze arşivinin ne kadar önemli olduğunu kamuoyu ve ilim dünyasına duyurmak isteyen Öz, maalesef bu çalışmayı ikmal edememiştir. Ancak bu çalışma bile zannımızca yeterince ilgi çekmiştir. Arşivde uzun yıllar hizmet veren Ülkü Altındağ, müzenin arşivi hakkında bir diğer çalışmayı yayına hazırlamıştır. Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve İbrahim Kemal Baybura bu yayına en büyük katkıyı sunmuşlardır. “Fermanlar” ve “Hükümler-Beratlar” fasikülleriyle hazırlanan bu iki eser, konu edindiği ferman ve hükümler-beratlar hakkında çok öz bilgiler de vermektedir.

 

Topkapı Sarayı restorasyonlarında tanınan isimlerden biri olan Mualla Anhegger-Eyüboğlu’nun, bilhassa yabancıların çok merak ettiği sarayın Harem kısmıyla ilgili yayımladığı eser bir döneme ışık tutmaktadır. Eser hem Harem’i tanıtmakta hem de burada onarım çalışmalarında bulunan yazarın tecrübe ve birikimlerini aktarmaktadır. Eserin büyük boy halinde kuşe kâğıda basılması, aynı zamanda kullanılan fotoğraf, yağlıboya resim, gravür ve restorasyon çalışmalarını gösteren fotoğraflar Harem’in daha iyi algılanmasını sağlamıştır. Müzenin önemli ve merak edilen kısımlarından biri de Hazine bölümüdür. 1974 yılında müzenin Hazine ve Harem bölüm şefi olan Cengiz Köseoğlu’nun Hazine-i Hümayun’u anlatan kitabı, müzenin arşiv ve kütüphanesi ile vakanüvislerin kaleme aldıkları tarih kitapları esas alınarak hazırlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Sultan III. Selim dönemine (1789-1807) kadar olan kısım incelenmiş, bu dönemden kalan ve müzede bulunan eserler renkli fotoğraflarla tanıtılmış ve hikâyeleri konu edinilmiştir.

 

Sarayın ve dolayısıyla müzenin en iyi mimari araştırma kitabı Sedad H. Eldem ve Feridun Akozan tarafından telif edilmiştir. Bir Osmanlı kuruluşu olan Sanayi-i Nefise’den mezun olan Eldem, ailece müzeci olmanın avantajlarını kullandığını bu eserde yer yer beyan etmektedir. Kitap, Topkapı Sarayı’ndaki binalar hakkında etraflıca malumat vermektedir. Kullanılan çizimler ve fotoğraflar hâlâ kıymetini fazlasıyla korumaktadır. Sarayın inşası ve geçirdiği merhaleler hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için vazgeçilmez bir araştırma kitabıdır. Ayrıca eser kıymetli bir kaynakçaya sahiptir.

 

Topkapı Sarayı Müzesi’ni bir bütün olarak tanıtmanın ne kadar zor olduğu aşikârdır. Bu yüzden, birçok çalışma ya bir dönemi, ya sarayın bir kısmını, ya sarayın bir hususiyetini (mimari, sanatsal, tarihî vb.), ya da yaşanan hayattan kesitleri işlemiştir. Kısaca, bu müze sarayı bir bütün olarak incelemeye kimse cesaret edememiştir. Şimdi değineceğimiz kitap Topkapı adını taşısa da o da ancak Topkapı Sarayı Müzesi’nin sadece bazı kısım ve hususiyetlerini konu edinmiştir. Kıymetli fotoğraf sanatçısı Sami Güner’in katkısı ile Türkçe ve Arapça olarak hazırlanan eser müzenin uzmanları tarafından kaleme alınmıştır. Cengiz Köseoğlu Harem ve Hazine’yi, Hülya Tuncay Çinili Köşk’ü, Hülya Tezcan saraydaki pavyonları (köşkleri), Fikret Altay kaftanları, Nurhayat Berker nakış ve süslemeleri makale olarak işlemiştir. Topkapı Sarayı Müzesi’yle ilgili bilimsel araştırmaların bir yıllıkta toplanması amacıyla müzece yapılan bir çalışma da Topkapı Sarayı Müzesi Yıllığı’nın yayımlanmasıdır. İlki 1986 yılında çıkarılmıştır. Daha sonra sırasıyla 1987, 1988, 1990 ve 1992’de neşredilmiştir.

 

Bilhassa bu tür yıllıklar müze uzmanları için bulunmaz bir fırsat olmalıdır. Birikimlerinin neşredileceği yıllıklar aynı zamanda ilim dünyası ve ilgililerin vereceği katkılarla ayrı bir kazanım sağlayacaktır. Yazık ki bu çeşit çalışmalar, nedendir bilinmez, hep akim kalmıştır. Tarihî eserlerin korunması ve restorasyonunun özel firmalarının desteğiyle yapılması Türkiye’de son yıllarda artarak devam etmektedir. Bunların ilklerinden olan Cif temizlik malzemesi firmasının, Topkapı Sarayı’nda kirlenen taş dış yüzeylerin temizlenmesi, taşların bütünlenmesi ve sağlamlaştırılması çalışmasına verdiği destek anılmaya değer. Bu çalışmalar kapsamında yayın hayatına kazandırılan Prof. Dr. Metin Sözen’in eseri ise, hazırlayanın tarihî eser yapılarında bakım ve onarım üzerindeki uzmanlığı sebebiyle dikkati çekmektedir. Eser altı bölümden oluşmaktadır.

 

Öncelikle Osmanlı Devleti’nin doğuşu hakkında izahat verilmiştir. Sonra, dünün sarayı bugünün müzesinin dış saray kısmı olan “Birun” kısmına geçilir ve saray “Birinci Avlu/Alay Meydanı” ile “İkinci Avlu/Divan Meydanı” alt ana başlıkları altında yapı bazında incelenir. Sarayın ve dolayısıyla müzenin iç saray kısmı olan “Enderun” kısmına geçilerek, “Üçüncü Avlu/Enderun Meydanı” ile “Dördüncü Avlu/Sofa-i Hümayun” alt ana başlıkları altında burada bulunan binalar hakkında tafsilat verilir. Bilahare yabancı ve bir kısım yerli ziyaretçiler tarafından çok merak edilen “Harem” kısmına, yani kitabın dördüncü bölümüne geçilir. Buradaki odalar ve mimari üsluplar üzerinde durulur. Sarayın “Hasbahçe” kısmı kitabın beşinci bölümüdür. Son bölüm ise Topkapı Sarayı’nın bugünkü mevcut durumu olan müze hakkında bilgi vermektedir. Eserde kullanılan fotoğraf, yağlıboya resimleri ile gravürler her zaman olduğu gibi eserin zenginleşmesini sağlamaktadır.

 

Topkapı Sarayı’nda olduğu üzere, müze olmasından sonra da kuşkusuz bu mekanın en kıymetli ve paha biçilmez eserleri Mukaddes Emanetlerdir. Konu hakkında ilk kitap çalışması Tahsin Öz’e aittir. Siyah-beyaz fotoğraflarla buradaki eserlerin kime ait olduğu ve hikayesi anlatılmaya çalışılmıştır. Bu küçük hacimli kitap, kuşkusuz, çok iyi niyetlerle hazırlanmıştır; ancak bu kadar kıymetli eserler için elbette yetersizdir. İşte uzun bir aradan sonra bu eksiklik, müzenin Kutsal Emanetler bölümünün şefliğini uzun süre yürüten Hilmi Aydın tarafından giderilmeye gayret gösterilmiştir.

 

Hilmi Aydın’ın Hırka-i Saadet Dairesi ve Mukaddes Emanetler isimli çalışması, hem kendisinin hem de kendisinden yardımlarını esirgemeyenlerin ciddi emeğinin ürünüdür. Kitabın gerek fotoğraf çekimleri gerekse baskı kalitesinin en üst seviyede tutulmasına itina gösterilmiştir. İslâm Peygamberi Hz. Muhammed ve ehl-i beyti ile sahabelerine ait olan eşyalar, Hz. Musa, Hz İbrahim ve Hz. Yusuf gibi peygamberlere ait olan eşyalar, Hz Yahya’nın kol ve kafatası kemikleri gibi kutsal emanetler, İslâm bilim ve gönül insanlarının eşyaları ile kutsal mekanlardan gelen objeler bu kitabın temel anlatım konularını oluşturur. Hilmi Aydın bu zor imtihandan başarıyla geçmiş gözükmekle beraber, onun, noksan kalan ya da hatalı yer alan hususların, ulaşılacak yeni bilgi ve belgelerle gelecekte daha mükemmel olması temennisini biz de taşıyoruz. Çünkü, burada yer alan bazı emanetler hakkında bilinen yazılı kayıtlarda çok yetersiz bilgiler mevcuttur ve bu da yeni araştırmalara ihtiyaç duyurmaktadır.

 

Aynı yazarın bir diğer başarılı çalışması Topkapı Sarayı Müzesi Silah Koleksiyonunda yer alan bir kısım silahların tanıtıldığı Sultanların Silahları adlı kitaptır. Bu çalışmaya kadar müzenin silah koleksiyonu toplu olarak ele alınmamıştır; bu sefer en azından ana hatlarıyla incelenmeye çalışılmıştır. Pek tabii, müzenin silah koleksiyonu çok çeşitli ve geniş bir coğrafyanın izlerini taşımaktadır.

 

 

Osmanlı, Memluk, Abbasi, Emevi, Safevi gibi İslâm devletlerinin kılıçlarından, Avrupa kılıçlarına kadar uzanan bu coğrafya ve çeşitliliğe, ok, yay, miğfer, topuz ve şeşper gibi diğer savaş aletleri de eklendiğinde koleksiyonun ne kadar genişlediğini görmekteyiz. İstanbul müzeleri üzerine literatür değerlendirmesi yaparken, müze saraylar hakkında yazmanın işin en zor tarafı olduğunu önceki satırlarda ifade etmiştik. Çünkü sarayı oluşturan binaların bizatihi kendisi müze objesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İşte bunu gösterir çalışmalardan birini Ahmet Şimşirgil hazırlamıştır. Kitapta, Topkapı Saray’ındaki mekanların, köşklerin, odaların, hücrelerin tarihî fonksiyonları, mimari özellikleri, maksadını ifade eden kitabeleri; sarayda yaşayanların hayat tarzları, hizmet birimleri, sınıfları ve günümüzdeki konumu ile dünden bugüne sarayın uzun serüveni kaleme alınmıştır.

 

 

Eserin en önemli taraflarından biri, şüphesiz, saraydaki hemen her eserin üzerinde bulunan kitabelerin aslının fotoğraflarıyla bunların çevrim yazılarının yapılması ve ayrıca günümüz Türkçesine aktarılmasıdır. Estetik bir tasarım, sayfa düzeni ve kaliteli bir baskıyla okuyucusunun hizmetine sunulan eser, alanında tektir. Gülru Necipoğlu, uzun yıllar yurtdışında yaşamış kıymetli bir Türk bilim insanıdır. Harvard Üniversitesi için hazırladığı XV. ve XVI. asırlar döneminde Topkapı Sarayı hakkındaki doktora tezi büyük bir emeğin ürünüdür. Bu çalışmanın İngilizce baskısı 2007 yılında Türkçeye çevrilerek yayımlanmıştır. Kuşkusuz Topkapı Sarayı arşiv ve kütüphanesi çalışmanın temel başvuru merkezi olmuştur. Bunun yanında dünyanın birçok önemli arşiv ve kütüphanesi de kullanılmıştır. Müellif, Topkapı Sarayı’nın XV. ve XVI. asırlardaki mimari planlamasının gerekçelerine inmiştir. Bunu incelerken bu planlamaya etki eden amiller üzerinde durmuştur.

 

Dönemin saray törenleriyle iktidar anlayışının, mimari yapıyla olan etkileşimini ortaya koymaya çalışmıştır. Kitapta yer verdiği fotoğraf, yağlıboya resim ile yerli ve yabancı gravürler, çalışmasını desteklemiştir. Bu çok kıymetli çalışma Osmanlı mimarlık tarihi hakkında yazılmış temel eserlerden biri olma hususiyetini uzun yıllar koruyacaktır. Müzeleri nesneleriyle tanıtan kitap veya kitapçıklar mutlaka önemlidir. Hele bu Topkapı Sarayı Müzesi için söz konusu olursa, bunun ayrıca bir kıymeti vardır. Çünkü bu müzenin en önemsiz bir objesi bile mühimdir. Zira onda bir sanat, bir anlayış, bir zevk, bir tarih şahitliği gizlidir.

 

Topkapı Sarayı Müzesi için büyük veya küçük bu tür kitaplar, rehberler yayımlanmıştır. Hiçbiri önemsiz değildir. Ancak maalesef biz bir kısmını değerlendirmeye tabi tutacağız. Aslında yayımlanan bu tür eserlerin çoğunluğu sonraki yıllarda daha kapsamlı çalışmaların içine dahil edilmiştir. Yine de hepsini görmek isteyenler müzenin ihtisas kütüphanesine başvurabilirler. Sultan II. Abdülhamid Alman imparatoru II. Wilhelm’e bir mektup yollayarak, kendisine iyi bir saat ustası göndermesini istemiş, bunun üzerine imparator, Johann Meyer isimli bir şahsı İstanbul’a göndermiştir.

 

Kısa zamanda bu işteki ustalığını ortaya koyan Meyer sarayın başsaatçisi unvanını kazanır. Meyer’in torunu olan Wolfgang Meyer, aileden gelen bu mesleği devam ettirmiş ve Türkiye’deki ilk saat fabrikasının kurucusu olmuştur. Wolfgang Meyer bugün dahi hâlâ yeri doldurulmayan Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki Saatler Kataloğu’nu kendi imkanları ile basmış ve yayın hayatına dahil etmiştir. Müzenin o dönemde Divit Odası’nda teşhir edilen saatlerin yer aldığı katalog kitapta, saatleri imal eden ustalardan bu saatlerin mekanizmasına kadar izahat verilmiştir. Sadece teşhirdeki saatlere değinilmemiş, sarayın arşivindeki saatler hakkında bulunan bazı vesikalar dahi yayımlanmıştır.

 

Mesela I. Napolyon’un Sultan II. Mahmud’a hediye ettiği çok kıymetli Breguet marka masa saati hakkındaki arşiv vesikasını burada görmekteyiz. Kitapta ayrıca bu katalogda sık kullanılan teknik kelimelerin daha kolay anlaşılabilmesi için resimli izahat verilmiştir. Eser Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak yayımlanmıştır. Müzede bulunan en modern ve son dönem eserlerinden olan padişah portreleri, Nigâr Anafarta’nın kalemiyle tanıtılmıştır. Müzede yer alan tablo ve minyatürlerin fotoğraf sanatçısı Ara Güler’in usta çekimleriyle 13x18 boyundaki dia pozitifler kullanılarak hazırlanan kitap 1966 yılında yayımlanmıştır. Kitabın yayımlandığı tarihte müzenin resim salonu ve deposunda, ilk Osmanlı hükümdarı Osman Gazi’den son padişah Sultan Vahideddin ve Halife Abdülmecid’e, bazı şehzadelere ve devlet adamlarına, edip ve şairlere kadar 868 yağlıboya ve suluboya, minyatür, gravür, fotoğraf portre ve diğer türlerden resimler bulunduğunu müellifin ifadelerinden anlamaktayız. Bunlardan ancak tablo ve minyatürden oluşan 24 obje bu kitapta tanıtılmış, çoğunluğu padişahlara ait olmakla beraber -bazı padişahların birden fazla portresi yer almaktadır- Sadrazam Koca Yusuf Paşa’ya ait portreler de bu küçük hacimli kitapta yer almıştır. 

 

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700’üncü yıldönümü münasebetiyle yayımlanmış birçok eser vardır. Bunların en anlamlılarından biri, Akbank Yayınları’ndan çıkarılan Topkapı Sarayı’dır. Bir komisyon tarafından hazırlanan kitabın, özgün bir çalışma olmasına gayret edildiği anlaşılmaktadır. Müzenin halihazırda teşhirde bulunan eserleri ile koleksiyonları içinde yer alan, ancak depolarında muhafaza edilen ve pek tanınmayan eserlerine yer veren kitap, müzenin on üç uzmanının on altı makalesi ile teşekkül etmiştir. Eser bilhassa görsel malzeme açısından ayrıcalıklıdır. Hülya Tezcan 1971’de Topkapı Sarayı Müzesi’nde göreve başlamış, 1978’den emekli olduğu 2006 yılına kadar Padişah Elbiseleri Bölümü sorumlusu olmuştur. Bilhassa tarihî kumaşlar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmaktadır. Bu başarısını akademik kariyer ile de süslemiştir. Emekli olduğu yılda yayımladığı eserini daha sonra geliştirerek yeniden neşretmiştir. Tezcan eserinde, müzede bulunan padişah ve hanedan mensuplarına ait gömleklere daha çok sanatsal açıdan yaklaşmıştır.

 

Gömleklerdeki hat ve motifler üzerinde durulmuş, tılsımlı gömleklerin hangi sebeplerle yapılabileceği üzerine fikir yürütülürken, bu gömlek sahiplerinin biyografileri incelenerek giysilerin hangi amaç için imal ve icra edilebileceği hususunda çeşitli yorumlar serdedilmiştir. Müellifin ifadesiyle, giysilerin üzerindeki vefk ve cifirleri çözmek ile yazılan Kur’an-ı Kerim ayetlerinin hepsini vermek kendisinin uzmanlık alanının dışında kaldığından, beş gömleğin üzerinde çalışma yaptırttığı ilahiyatçı Doç. Dr. Murat Sülün’den alınan bir makaleyle bu eksikliği gidermeye çalışmıştır. Sülün, zaten bu tür çalışmalarıyla da bilinmektedir. Kitabın yeni baskısında bazı değişiklik ve eklemelere gidilme mecburiyeti hissedilmiştir. İlk yayındaki Osmanlıca metinler yeniden gözden geçirilmiş ve on adet kadar yeni giysi de eklenmiştir. Birinci baskıya nazaran daha kapsamlı ve doyurucu bilgiler sunulmaya çalışılmıştır. Ancak müzenin öteden beri merak konusu olan bu giysilerin üzerindeki yazı, rakam ve sembollerin hâlâ tam bir çözümü yapılamamış olup, meraklıların ilgisini çekmeye devam etmektedir. Topkapı Sarayı Müzesi başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın bilimsel vukufiyeti ve uluslararası temsil yeterliliği tartışma götürmez bir gerçektir. Son yıllarda Türk milletine tarihi yeniden sevdiren Ortaylı, başında bulunduğu bu müzeyi alışmış olduğumuz o serbest üslubu ile geniş halk kitlelerine anlatmaya çalışmıştır. Ortaylı, Mekanlar ve Olaylarıyla Topkapı Sarayı isimli kitabında, kayda değer orijinal bilgiler vermiş ve aynı zamanda nadir bilinen fotoğraflar sunmuştur. Kitabın baskı kalitesi ve görsel malzemesi ayrıca dikkati çeker. Sarayın günlük hayatından Osmanlı devlet teşrifatına kadar pek çok konu, olaylar ile mekanlar birbiriyle ilişkilendirilerek okuyucuya aktarılmaktadır.

 

Osmanlı Sarayında Hayat isimli çalışma ise, yukarıdaki prestij çalışmanın metinleriyle aynilik arz etmekle beraber, bu çalışmada yeni bir tasnife gidilmiş ve yazar yeni ilave ve düzeltmeler yapmıştır. Bu kitabın bir özelliği de sarayın, çoğu pek bilinmeyen tarihî fotoğraflar, gravürler ve minyatürlerine yer verilmesidir. Son olarak, halen baskıda olan bir çalışma hakkında da bilgi verilmesi düşüncesindeyiz. Teşkilatı Törenleri ve Kutsal Emanetleriyle Hırka-i Saadet Dairesi isimli kitapta, İslâm’da Peygamberlik Kavramı ve Peygamberler, Son Peygamber Hz. Muhammed’in Hayatı, Ehl-i Beyt, Sarayın Has Oda Teşkilatı, Mukaddes Emanetlerin Sarayda Toplanması ve benzeri olmayan bir hünkâr dairesi olan Has Oda Dairesi’nin mimari yapısı ile Hırka-i Saadet Dairesi’nde teşhirde bulunan kutsal emanetler bölümleri işlenmiştir. İstanbul müzeleri içinde -ve hatta Türkiye genelinde- Topkapı Sarayı Müzesi ile gerek ziyaretçi sayısı gerekse yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çekme açısından yarışan tek yapı Ayasofya’dır.

 

 

Kaynak: Editör: Görsel Haber
Yorumlar
Haber Yazılımı