Haber Detayı
02 Temmuz 2020 - Perşembe 21:00 Bu haber 420 kez okundu
 
Savaştaki toplum gelişmeleri ve ıslahat hareketleri nelerdir?
Savaş sırasında İT diktatörlüğünün varlığı, daha önce de değinilmiş olduğu gibi. İT'nin programının birçok yönlerinin serbestçe uygulanmasına imkân verdi.
TARİH Haberi
Savaştaki toplum gelişmeleri ve ıslahat hareketleri nelerdir?

 Yalnız muhalefetten çekinilmediği için değil, din taassubunun da baskı altına alınması sayesinde bu serbestlik elde edildi. Hele Şerif Hüseyin isyan bayrağını açtıktan ve genel olarak Arapların savaşa karşı tavırlarının pek olumlu olmadığı anlaşıldıktan sonra, dinsel duyguları incitmekten ve bu yüzden savaş gayretini kırmaktan çekinilmemeğe başlandı. İslamcı S. Halim'in çekilmesi ve Musa Kâzım gibi geniş fikirli bir Şeyhülislamın varlığı da herhalde bu gelişmeyi kolaylaştırmış olmalıdır. Savaşın sonraki yıllarında haftalık Sebilülreşat dergisinin iki yıl kapalı tutulması bu diktatörce tavrın bir örneğidir. Böylece, 1916 İT Kongresinin kararı üzerine bütün Seriye mahkemeleri Meşihattan (Şeyhülislâmlık) ayrılıp Adliye Nezaretine bağlandı (25/3/1917'de kanun çıktı). Şüphesiz ki bu, laikleşme yönünde çok önemli bir adımdı ve İT'nin çağdaş, burjuva zihniyetinin bir sonucuydu.

 

Yalnız şuna işaret etmek gerekir ki, işin bu yönü denli, bu davranışta kapitülasyon düzeninden kurtulmak çabasını da hesaba katmak gerekir. Zira ülkede din mahkemeleri devam ettikçe, Avrupalıların bunu ileri sürerek Türk mahkemelerinin yetkisine itiraz etmeleri kolaylaşıyordu. Buna benzer cesur bir uygulama, Hukuk-u Aile Kararnamesidir (7/11/1917). Kararname, Müslüman olsun, olmasın, bütün Osmanlıların aile hukukunu düzenleyen bir sistem getiriyordu. Bu, Şeriatın dışında sayılamazdı, zira alınan bir fetvaya göre hareket edilerek, dört Sünnî mezhepten çağdaş hayata en uygun olan kurallar derlenmişti. Zaman zaman, kadını kayıran yenî kurallar da getiriliyordu. Müslüman olmayanlar için ise bazı özel hükümler konmuştu, önemli olan diğer bir değişiklik büyük tartışmalardan sonra 1917 Şubat'ında kabul edilen bir kanunla Rumîtakvimle Miladî takvim arasında var olan 13 günlük farkın kaldırılmasıydı. Böylece 1 Mart 1917'den itibaren. Milâdî ve Rumî takvimin gün ve ayları özdeşleşiyor fakat Rumî yıl muhafaza ediliyordu (1 Mart 1917'nin 1 Mart 1333 olması gibi). Başka bir ıslahat hareketi, 2 Nisan 1917'de çıkarılan Medaris-i İlmiye Hakkında Kanun'du. Bu kanun ve ona bağlı nizamnameyle medreselerin çağdaş din eğitimi kurumları haline dönüşmesi için bir sistem getirilmeye çalışılıyordu. Ders programlarına müspet ve doğal bilimler, batı dilleri giriyordu. Nihayet, eski Türkçe harfleri Türkçeye daha uygun kılmak için gösterilen çabalar anılabilir.

 

1911 (?) de Türk Ocağı çevresinde Islah-ı Huruf Cemiyeti kurulmuştu. Hüseyin Cahit ise Latin alfabesine gidilmesi fikrindeydi. Savaştan az önce Enver, ordu içinde, eski Türkçe harflerin bitişik değil de Latin harfleri gibi ayrı ayrı yazıldığı bir denemeye giriştiyse de bu pek benimsenmedi ve barışta yeniden ele alınmak üzere terk edildi. Kadınların hayatında da önemli değişiklikler oldu. Bakınca, aradaki ilişkinin «günah» olup olmadığı saptanamayacağı için, kadınla erkeğin sokakta birlikte gezemedikleri bir ülkede, savaşın getirdiği zorunluluklar yüzünden kadın iş hayatına girdi. Fabrikalarda, dairelerde, sokakta (meselâ, İstanbul'da çöpçülük), tarlada, kadın ister İstemez çalışmak durumundaydı. Ayrıca İT'nin de bunu teşvik ettiğini söylemeğe hacet yok. Ordunun himayesi' altında Kadınları Çalıştırma Cemiyeti kuruldu. Cemiyet, ordu için üniformalar, çamaşır, kum torbaları dikiyordu. Atelyelerinde 6- 7000 kadın günde 10 kuruş yevmiye alıyor ve yemek yiyorlardı.

 

Zaman, zaman 7-8000 kadın da evlerinde Cemiyet için çalışıyorlardı Cemiyet, para kazanır durumdaydı. Dahası var, 1. Orduda bir Kadın Taburu kuruldu. Bunlar tamamen asker gibi yaşıyorlardı, yalnız evli olanlar haftanın 4 akşamını evlerinde geçirebiliyorlardı. Cemiyet, 1917'nin sonunda bekâr İşçilerinin evlenmesini zorunlu yaptı ve bunların münasip kocalar bulabilmeleri için bir sistem getirildi. Kadınların bu yıllarda birçok okullara ve Darülfünuna (Üniversite) girdiklerini de biliyoruz. İstanbul gibi büyük bir merkezde çarşaf ve peçe devam etmekle birlikte, kadınlar çok kez artık peçelerini örtmüyorlardı. Bir süre sonra Darülbedayi sahnelerinde ilk Müslüman kadın tiyatro oyuncuları rol almağa başladılar (Yalman 168-86, 224-47, 259-60; Bayur III, 4,367-78).

Kaynak: Editör: Osman ALPER
Yorumlar
Haber Yazılımı