Haber Detayı
08 Ekim 2020 - Perşembe 22:04 Bu haber 162 kez okundu
 
MEŞRUTİYETİN SİYASİ HAYATI: Olaylar ve aydınlar
HÜRRİYET'İN İLÂNI İkinci Meşrutiyetin Siyasi Hayatına Bakışlar
TARİH Haberi
MEŞRUTİYETİN SİYASİ HAYATI: Olaylar ve aydınlar

İşte bu noktada İkinci Meşrutiyet'in siyasi fikir cereyanları ile dış olaylar arasındaki bağlantıyı belirtmek ve Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasi hayatında o ana kadar görülmemiş bir durumu açıklamak gerekir. Balkan Yarımadası'nda koruyucularının etekleri altında yaşayan kitleler eski ''efendi''ye Balkan Savaşı ile meydan okumuşlardır.

 

Bunlar, milliyetlerini idrak ettiklerine inanarak devletleşen ''Romantik Milletler'' grubuna mensupturlar (11). Savaştıkları Türk unsuru ise, henüz bu safhada değildir. Fikir cereyanları incelenirken görülebileceği gibi, Balkan Savaşı Türklerin milli şuurlarının teşekkülünde önemli bir merhaledir. Balkan Harbi kazanılmamış bir istiklal savaşı özelliklerine sahiptir. Fikir cereyanları da olayı açıklamak lüzumunu duymuşlardır. Gerçekten, çeşitli fikir cereyanları hemen hemen ittifak halinde, Balkan Harbi ile Avrupa'nın maskesini atan Hıristiyanlıktan başka bir şey olmadığını ileri sürmüşlerdir. İslamcı cereyana göre Hıristiyanlık, Müslümanlığa saldırmaktaydı. Balkan Harbi, İslamiyetin doğru prensiplerinden ayrılmış olan Türklere, Tanrı'nın verdiği bir ceza idi. Mehmed Akif, ''Beyazıt Camii'ndeki mevize''sinde bu fikri tekrarlamıştır. Türkçü cereyan, Balkan Harbi'ni kolektif vicdanı uyandıracak ve yaratacak şok olarak karşılamıştır: Balkan felaketleri karşısında, Türkler milli ''mefkürelerinin'' (ideallerinin) infilak ettiğini duymuşlardır. Korkunç tehlikeler girdabında şahsiyetler silinmiştir. Fert susmuş Balkanlılarla Türklük konuşmaktadır.

 

Milliyetlerini idrak etmek ve korumakla Türkler ölümden kurtulmaktadırlar. Garpçı cereyan da bu savaşa kayıtsızlık göstermemiştir: Bu savaş ilahi bir ceza değildir. Asıl düşman içerdedir ve bu müthiş düşmanın birçok ismi vardır: Cehalet, gerilik, uyuşukluk, hurafelere inanış. ''Bu top gürültüleri bizi uyandıracak mı?'' Kokunç olan, Bulgar topları değil. Yirminci yüzyılın olaylarını hurafelerle yorumlamaya kalkışmaktır. Mesleki içtimai cereyanı yenilgiyi tecemmüi (bütün) bir toplum ve medeniyet şeklinin tabii sonucu olarak görmüştür. Sosyalist cereyan meseleye ikinci enternasyonal açısından bakmıştır. Meşrutiyetin aydını, Osmanlı tarihinde eşine rastlanmayan bir genişlikte, ilhamını umumi hayatın iniş çıkışlarından almış ve olup bitenleri halk efkârına belli bir açıdan yorumlamaya çalışmıştır. Balkan Harbi bizzat Balkanlılar arasındaki bir anlaşmazlıktan dolayı beklenildiği kadar hazin bir neticeye bağlanmamıştır. Balkanlılar arasındaki çekişmeden faydalanan Osmanlılar, Edirne ile Kırklareli'yi geri alabilmişlerdir. Fakat hemen bütün Rumeli'nin kaybedilişi pahasına... İmparatorluk Trablus-Balkan savaşlarının şaşkınlığından sıyrılmadan, Birinci Dünya Savaşı'na girmiştir (12). Başlangıçta Rus çarlığının yıkılması olayını Brest - Litowsk barış antlaşması takip etmiştir. (3 Mart 1918). Batum, Kars ve Ardahan Osmanlı idaresine iade edilmiş, Romanya ile ayrı barış yapılmıştır.

 

Bu olay Türkçülük cereyanının gelişme ve gerçekleşmesi için büyük bir merhale (aşama) sayılmıştır: Çarlık parçalanmaktadır. Bu dağılma Türk milletine bütün kollarıyla bir imparatorluk kurmak fırsatını vermektedir: Rusya ''viran olacak''. Türkler ise birleşip ''Turan olacak''lardır. Türkçülük cereyanı Osmanlı ülkesindeki Türkleri milli bir şuur etrafında toplamak (yakın Türkçülük) fikrini aşmıştır. ''İrredenta'' davasını ele alarak imparatorluk sınırları dışındaki Türkleri de bir araya toplamak (Uzak Türkçülük) imkânlarını idealize etmeye başlamıştır (13). İslamcı cereyan, Türkçülerin yanı sıra Harbi Umumi'yi cihad fetvasıyla müeyyidelendirdikten sonra, hükümetin icraatını müspet yorumlarla karşılamıştır. Fakat bu kısmi başarı çok sürmemiştir. Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi'ni mağlup devlet sıfatıyla imzalamaya mecbur olmuştur (30 Ekim 1918) (14). Mütareke gizli yollardan geliştirilmiş ve Osmanlı ülkesinin paylaşılmasında birleştirilmiş antlaşmaların vardıkları il müspet netice sayılmıştır. Türkler, bu sonuca göre en ağır cezalara çarptırılmalıydılar. Bu sırada beklenilmeyen bir olay cereyan etmiştir: Galip ve istilacı devletleri şaşırtacak bir hamle ile Türkler milli haklarını koruma (müdafaai hukuk) savaşına atılmışlardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti milli kurtuluş hareketinin nâzımı (düzenleyicisi) olmuştur. İstiklal Savaşı başladığı zaman, yeni bir devlet kurulmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu, meşruti ve teokratik cepheleriyle tarihe karışmaktaydı.

 

Tarık Z. Tunaya Ayaspaşa, Ekim 1959

Kaynak: Editör: Leyla DUMAN
Yorumlar
Haber Yazılımı