Haber Detayı
29 Kasım 2020 - Pazar 20:39 Bu haber 233 kez okundu
 
İstanbul Müzeleri Literatürü
Giriş Osmanlı Devleti döneminde başlayıp Türkiye Cumhuriyeti devrinde gelişerek devam eden Türk müzeciliğinde, İstanbul şehrinin yeri her zaman ayrı olmuştur.
KÜLTÜR-SANAT Haberi
İstanbul Müzeleri Literatürü

Giriş Osmanlı Devleti döneminde başlayıp Türkiye Cumhuriyeti devrinde gelişerek devam eden Türk müzeciliğinde, İstanbul şehrinin yeri her zaman ayrı olmuştur. Önceleri başkent olmanın yanında ticaret, sanat ve kültür merkezi olması, sonrasında ise bu ayrıcalığını devam ettirmesi, İstanbul’un hep en ön planda yer almasını sağlamıştır. Osmanlı Devleti’nde modern anlamda müzeciliğin temellerinin XIX. yüzyılın ortalarında atıldığı bilinmektedir. 14 Nisan 1910 tarihli Servet-i Fünun dergisinde ünlü Alman arkeolog ve Berlin müzeleri müdürü Dr. Th. Wiegand kaleme aldığı bir yazıda, Osmanlı Devleti’ndeki müzeciliğin kuruluşu ile ilgili ilginç bir gelişmeden bahseder. Anlatımına göre, Sultan Abdülmecid Han 1845 yılında Yalova’ya yaptığı bir gezi esnasında çevrede dağınık vaziyette bulunan üzeri yazılı mermerlere tesadüf etti. Yanındaki görevlilere bu yazıların ne olduğunu sordu. Görevliler, yazıların Latince olduğunu ve Kral Konstantin’in isminin de bulunduğunu söylediler. Buna tepki gösteren padişah, “Böyle büyük bir hükümdarın namını taşıyan şeylerin yerde yatması doğru değildir” diyerek, mermerleri toplatıp İstanbul’a göndertti. Dönemin Tophane-i Amire müşiri olan Damat Fethi Ahmed Paşa, bu taşları koruma altına alarak eskiden beri tarihî silah deposu olarak kullanılan Aya İrini Kilisesi’ne naklettirdi. Meydana gelen bu gelişmelerle, Osmanlılarda ilk müzecilik ve müze serüveninin başlamış olduğu ortak kabul haline gelmiştir.

Fethi Ahmed Paşa, kilisenin teşhire müsait olan yerini ikiye bölerek birinde “Mecmua-i Esliha-i Âtika” (Eski silah koleksiyonu), diğerinde ise “Mecmua-i Âsâr-ı Âtika” (Eski eser koleksiyonu) bölümlerini oluşturdu.2 Fethi Ahmed Paşa’nın gayretleri ile 1847-1850 yılları arasında Osmanlı valilerine gönderilen emirlerle, sorumluluk alanları içinde kalan eski eserlerin toplanarak İstanbul’a gönderilmesi istendi.3 Bu gönderilme işlemi Fethi Ahmet Paşa’nın 1858 yılında vefatından sonra da devam etti.4 Müşir Fethi Ahmet Paşa’nın vefatından sonra müze on yıl kadar yöneticisiz kaldı. Ancak yine de eserlerin bir envanter listesi mevcuttu.5 Müzeyi ziyaret kısıtlı sayıdaki şahıslar ile özel izni bulunanlar için geçerli oldu. Bu özel izne sahip olanlardan biri, Madama Bovary romanıyla tanınmış, ünlü Fransız yazar Gustave Flaubert, diğeri yine Fransız, ressam, şair, yazar, tiyatro ve sanat eleştirmeni Theophile Guatier’dir. İlki 1851, ikincisi 1852’de müzeyi ziyaret etmiş ve tuttukları övgü dolu notlarla aynı zamanda teşhirle ilgili en erken tarihli bilgileri sunmuşlardı.6 Müzenin Osmanlı Devleti sınırları dışında ilk tanıtımı ise Fransız arkeolog Albert Dumont’un 1868 yılında, Paris’te, Revue Archeologique dergisinde yayımlanan “Le Musée Sainte-Iréne à Constantinople” başlıklı makalesi ile yapıldı.7 Sultan Abdülaziz’in sadrazamlarından Mehmet Emin Ali Paşa, beşinci sadrazamlığı döneminde Maarif Nazırlığına Mehmet Esat Safvet Paşa’yı getirdi.  

 

Safvet Paşa’nın Maarif Nazırlığı ile beraber eski eserler ve müzeler konusunda bu bakanlığın devreye girdiğini ve artık işin bir sahibinin ortaya çıktığını görmekteyiz. 1869 yılında Aya İrini’deki müze tekrar açıldı ve ilk Asar-ı Atika Nizamnamesi yürürlüğe girdi.8 Bunda muhtemelen Sultan Abdülaziz’in 21 Haziran 1867 tarihinde çıktığı Fransa, İngiltere, Prusya ve Avusturya gezilerinin de rolü vardı. Yeniden açılan müzeye “Müze-i Hümayun” ismi verildi. Böylece Aya İrini’deki “Mecmua-i Esliha-i Âtika” ile “Mecmua-i Âsâr-ı Âtika” bölümlerinin ortak bir ismi oldu. Müzenin müdürlüğüne Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi) öğretmenlerinden İngiliz uyruklu Edward Goold getirildi (8 Temmuz 1869). Goold’un yerine getirdiği ilk görevlerden biri, müzenin tam bir envanterini hazırlamak oldu. Envanter 288 sayfa tuttu ama kısaltarak (58 sayfa) yayımlamak zorunda kaldı. 1871 yılında Fransızca hazırlanan bu katalogda, müzede teşhir edilen eserlerden sadece 147’sine yer verildi.9 Aynı yıl Sadrazam Mehmet Emin Ali Paşa vefat etti. Yerine Mahmud Nedim Paşa geçti. Maarif Nazırı Safvet Paşa da kısa bir süre sonra görevini bırakmak zorunda kaldı. Bu değişiklikler Goold’a da tesir etti. Görevden alınmasından hemen sonra müze müdürlüğü kaldırıldı. Dönemin Avusturya sefirinin ısrarıyla müzedeki eserler Avusturyalı ressam Terenzio isimli şahsa emanet edilerek, görevlendirildi.10 Mahmud Nedim Paşa’nın sadrazamlığı kısa sürdü. 1872 yılında azli üzerine yerine Mithad Paşa geçti. O da Maarif Nazırlığına 15 Haziran 1872 tarihinde Ahmet Vefik Paşa’yı getirdi. Bu, Türk müzecilik tarihinde yeni bir sayfanın açılmasını sağladı. Müze-i Hümayun yeniden açıldı ve müdürlüğüne de Alman uyruklu Dr. Philipp Anton Dethier getirildi. Yine bu devirde Müze-i Hümayun’un yeni bir binaya ihtiyacı olduğu anlaşıldı. Maarif Nezaretinin ilgili dairesince bir rapor hazırlandı ve bir bütçe öngörüldü. Ancak o zamanki şartlar uygun olmadığından hayata geçirilemedi.11 Bunun yerine Topkapı Sarayı’nın ilk binası olarak inşa edilen Çinili Köşk’ün onarılarak kullanılmasının, yeni bir müzeye nazaran daha masrafsız bir mekan olacağına karar verildi. Bu kararın alınmasına Kıbrıs’tan getirilen çok sayıdaki tarihî eserin de katkısı oldu.12 Ayrıca Aya İrini’nin tarihî silahların konulduğu yer olması sebebiyle Seraskerlikçe de boşaltılması istendi.13 Bu sırada Dr. Dethier 1874 tarihli yeni Asar-ı Atika Nizamnamesi’nin yürürlüğe konulmasını sağladı.14 Çinili Köşk’ün onarımı bitirilerek 16 Ağustos 1880 tarihinde resmî bir törenle hizmete açıldı. Aya İrini’de bulunan iki koleksiyondan biri olan Mecmua-i Asar-ı Atika Çinili Köşk’e ve bahçesine taşındı. Böylece, bugünkü Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi’nden oluşan İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğünün nüvesi oluştu. Fakat yeni müzenin açılışından kısa bir süre sonra Dr. Dethier 3 Mart 1881 tarihinde öldü. Yerine yine yabancı bir müdür aranırken Türk müzecilik tarihinin önemli nirengi taşlarından birisi olan Osman Hamdi Bey müze müdürü olarak tayin edildi (Eylül 1881). 

 

Hayrullah CENGİZ* 

Kaynak: Editör: Görsel Haber
Yorumlar
Haber Yazılımı