Küresel doğurganlık oranının insanlık tarihinde ilk kez nüfusun kendini yenileme seviyesinin altına düşmüş olabileceği ve dünya nüfusunun yaklaşık bir nesil içinde azalma sürecine girebileceği belirtildi.
Pensilvanya Üniversitesi Ekonomi Profesörü Jesus Fernandez-Villaverde ile Northwestern Üniversitesi araştırmacısı Patrick Norrick tarafından hazırlanan “Terra Incognita: Küçülen Bir Dünyanın Ekonomisi” başlıklı araştırma, bu ayın başlarında yayımlandı.
Araştırmada, doğurganlık oranlarının uzun süre düşük kalmasının iş gücünü küçültebileceği, toplumların hızla yaşlanmasına yol açabileceği, ekonomiler ile sosyal güvenlik sistemleri üzerindeki baskıyı artırabileceği uyarısı yapıldı.
Araştırmacılar, insanlığın her neslin kendi nüfusunu yenilemesi için kadın başına gereken ortalama çocuk sayısını ifade eden yenilenme düzeyinin muhtemelen şimdiden altına indiğini hesapladı.
Küresel yenilenme eşiği yaklaşık 2,2 olarak kabul edilirken araştırmada mevcut doğurganlık oranının en fazla 2,19 olduğu belirtildi. Bu durum, dünyanın söz konusu eşiği kısa süre önce geçmiş olabileceğine işaret ediyor.
Araştırmacılar, “2026 itibarıyla insanlık muhtemelen yenilenme seviyesinin altında. Uzun vadede nüfusu sabit tutmak için gerekenden daha az doğum gerçekleşiyor. Bu durum, savaşlar ve salgın hastalıklar dönemleri dâhil olmak üzere türümüzün tarihinde daha önce hiç yaşanmadı.” ifadelerini kullandı.
236 ülke ve bölge incelendi
Çalışmada, 1950 ile 2023 yılları arasında 236 ülke ve bölgeye ait veriler incelendi. Bunların 219’unda doğurganlık oranının düştüğü belirlendi.
Ülkelerde doğurganlık oranının yılda kadın başına ortalama 0,062 doğum azaldığını belirten araştırmacılar, bu eğilimin dengelenmeye başladığını gösteren çok az kanıt bulunduğunu kaydetti.
nüfusu henüz azalmıyor. Bunun nedeni, geçmiş yıllarda doğan kalabalık nesillerin hala çocuk sahibi olmaya devam etmesi. Ancak araştırmacılar, bu etkinin nüfus artışını yalnızca yaklaşık 30 yıl daha sürdürebileceğini tahmin ediyor.
Çalışmaya göre dünya nüfusu, 2056 yılında yaklaşık 9 milyara ulaşarak zirve yapabilir ve ardından düşüşe geçebilir.
Araştırmacılar, düşük doğurganlık eğiliminin zengin ülkelerin çok ötesine yayıldığını belirtti. 2025 yılı için doğurganlık oranlarının Tayland’da 0,87, Kolombiya’da 1,01, İran’da 1,35 ve Brezilya’da 1,52 olduğu tahmin edildi.
Çalışmada, doğurganlığı kendiliğinden nüfusun yenilenme seviyesine çıkaracak otomatik bir mekanizma bulunmadığı kaydedildi. Bunun nedeni olarak düşen doğum oranlarını açıklayan tek bir etken bulunmaması gösterildi.
Konut ve çocuk bakımı giderleri, ekonomik güvensizlik, doğum kontrol yöntemleri ve değişen toplumsal normların düşüşe katkıda bulunabileceği, ancak bu faktörlerin hiçbirinin küresel eğilimi tek başına tam olarak açıklamadığı belirtildi.
Ler ve sosyal güvenlik sistemleri baskı altında kalabilir
Araştırmaya göre yaklaşan nüfus düşüşünün ekonomik sonuçları geniş kapsamlı olabilir.
Daha küçük nesiller, giderek büyüyen yaşlı nüfusu destekleyecek çalışan sayısının azalması anlamına geliyor. Bu durum emeklilik ve sağlık sistemleri ile kamu maliyesi üzerindeki baskıyı artırırken ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir.
Araştırmacılar, ABD’de yıllık yüzde 2’lik verimlilik artışının iş gücündeki yüzde 0,5’lik daralmayla birleşmesi hâlinde uzun vadeli gayrisafi yurt içi hasıla büyümesinin yaklaşık yüzde 1,5’e gerileyeceğini tahmin etti.
Birleşmiş Milletlerin nüfus tahminleri de son 10 yılda önemli ölçüde aşağı yönlü değişti.
BM, 2015 yılında dünya nüfusunun 2100’de 11,2 milyarı aşacağını ve yüzyıl sonuna kadar zirveye ulaşmayacağını öngörmüştü.
Kurumun 2024’te güncellediği tahmine göre ise nüfusun 2080’lerin ortalarında yaklaşık 10,3 milyarla zirveye ulaşması, ardından hafifçe gerileyerek 2100’de yaklaşık 10,2 milyara inmesi bekleniyor.
BM tahminlerine göre dünya nüfusu 2022 yılında 8 milyarı aştı. Günümüzde ise yaklaşık 8,3 milyar seviyesinde bulunuyor.