Abone Ol

CHP’de Mağduriyet Edebiyatı Neden İşe Yaramaz?

CHP’nin son dönemde benimsediği mağduriyet siyaseti, Erdoğan’ın geçmişte yaşadığı toplumsal mağduriyetlerle kıyaslanırken; bu stratejinin toplumda kalıcı bir karşılık üretip üretmeyeceği tar.

CHP’de Mağduriyet Edebiyatı Neden İşe Yaramaz?

Siyasi hengamenin son sürat yol aldığı bir süreçten daha geçiyoruz. Mutlak butlan kararı sonrasında CHP eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi tekrar devraldı. Bu duruma tepki gösteren mevcut başkan Özgür Özel de mutlak butlan kararını tanımadığını, kendisine iletilen tebligatı kameralar önünde yırtarak protesto etti. Sonrasında yağmurda ıslanma pahasına meclise yürüdü. Nihayetinde CHP genel merkezinin kapısı polis eşliğinde kırılarak mevcut yönetimin “gitmiyoruz” isyanına son verildi.

Elbette şu birkaç günlük süre içerisinde yaşanan hadiseleri farklı açılardan yorumlamak mümkün. Kemal Kılıçdaroğlu ve ona yakın çevreler CHP içeresinde delege satın alma yolu ile ayyuka çıkan çürüme ve siyasi hinliği gündem ederken, Özgür Özel ve ekibi de alınan kararı bir yargı darbesi olarak nitelendirmektedir. Neticede her iki taraf da kendi haklılığını ortaya koymak adına karşı tarafı suçlayacak şekilde argümanlar oluşturmaya devam ediyor.

Bu argümanların doğruluğu ve haklılığı bir tarafa, CHP siyasetinde uzun bir süreden beridir mağduriyet üzerinden bir siyasi konumlanmanın yaşandığı görülmektedir. Özellikle 2019 belediye seçimleri döneminde, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi süreci ile birlikte başlayan bu mağduriyet siyaseti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve dolayısıyla AK Parti hükümetinin devletin tüm imkanlarını -özellikle yargı erkini- seçimlerde CHP’ye karşı kullandığı üzerine şekillendi. Böylece halka, “bakınız biz eziliyoruz, o halde bizden yana olun” mesajı verilmeye çalışıldı.

Özellikle İBB eski belediye başkanı İmamoğlu’nun tutuklanması sürecinde, sonrasında CHP belediyelerinin AK Parti’ye geçişlerinde ve nihayetinde CHP parti yönetimi için butlan kararının verildiği şu günlerde mağduriyet psikolojisi olabildiğince öne çıkarıldı. Öyle ki CHP temel stratejisini Erdoğan’ın kendi ikbalini sürdürmek amacı ile rakiplerini gayr-i siyasi yollar ile egale ettiğine halkı inandırmak oldu. Bir taraftan bu yapılırken diğer taraftan da bahsi geçen hadiseler için mahkeme kararları ve adli yargılamalar da unutturulmak istendi.

Mağduriyet temalı bu stratejinin izlenmesinde hedef özellikle insani yönü güçlü olan dindar/muhafazakâr seçmeni etkileyebilmekti. Böylece diğer kesimlere nazaran adalet vurgusuna karşı daha hassas olan dindar/muhafazakâr seçmen etkilenebilecek, hiç olmazsa bu kitle bir şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı belirsiz bir tavır içerisine sürüklenebilecekti. Ne de olsa Erdoğan’ın kendisi de böylesi bir mağduriyet algısından sonra halkın gönlünde taht kurabilmiş, yıllarca kesintisiz bir biçimde iktidar olarak kalabilmişti.

Öyle ki bu strateji üzerinden İmamoğlu ile Erdoğan arasında bir analoji kurulmuş, ikisinin de İBB başkanlığı yapmış olması ve sonrasında tutuklanması siyasi kariyerlerinin de benzer olacağına dair projeksiyonlar yapılmıştı. Neticede benzer mağduriyetlerin benzer sonuçlara yol açacağı, günün sonunda da tarihin tekerrür edeceği düşünülmüştü. Özellikle İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptal edilmesi ile rüşvet ve irtikâp iddiaları nedeni ile kendisinin hapse düşmesinin halkta benzer bir etki bırakacağı beklentisine girilmişti.

Mağduriyetten siyasi kazanç devşirme yaklaşımı bazı CHP’li belediyelerin AK Parti’ye geçiş süreçlerinde de devam etti. Burada parti içi anlaşmazlıklar, çıkar çatışmaları vs. bütün etken maddeler göz ardı edilerek, geçişlerin tümüyle siyasi baskılar nedeniyle gerçekleştiği ifade edildi. Özellikle Aydın ve Afyon gibi görece büyük şehirlerin geçişlerinde CHP’de siyasi söylem bütünüyle mağduriyet üzerine inşa edildi. Buna göre hükümet CHP’li belediyelerin üzerinde baskı oluşturuyor, bundan dolayı da belediye başkanları saf değiştirmek durumunda kalıyorlardı.

Son olarak yargı kararı ile CHP kurultayı hakkında mutlak butlan kararının verilmesi ve mevcut yönetimin görevden el çektirilmesi de CHP siyasi çevrelerince mağduriyet yaklaşımı üzerinden okundu. Buna bağlı olarak CHP’ye kumpas kurulduğu iddia edildi ve CHP’nin bir önceki genel başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu iktidar ile iş birliği yapmakla suçlandı. Böylece bir kez daha bir mağdur profili oluşturulup halka “beni gör, bana sahip çık” mesajı verilmeye çalışıldı.

Lakin CHP’nin üzerine sinmiş bu mağduriyet kimliğinin neticede halkta karşılık bulacağı ve başarı getireceği ihtimali hiç de yüksek değildir. Her ne kadar son yerel seçimlerde CHP görece AK Parti’yi geçme başarısı göstermişse dahi bu mağduriyet edebiyatının uzun soluklu kazanımlara yol açacağı beklentisi büyük bir yanılgı olabilir. Özellikle ekonomideki sıkıntılar nedeniyle AK Parti tabanından benzeri sağ partilere kaymanın yaşanması, CHP için mağduriyet stratejisinin yeteri kadar çalışmadığını göstermektedir. Bununla birlikte şu noktalarda mağduriyet farkının olması, CHP tarz-ı mağduriyetin sonuçsuz kalabileceğini ortaya koymaktadır:

Erdoğan’ın kendi döneminde yaşadığı mağduriyet sadece kendi şahsı veya yakın çevresi ile ilgili değildi. Buna karşın Erdoğan, o dönem ülkenin dindar/muhafazakâr kesimine yaşatılan mağduriyetin sadece bir parçasıydı. Yani halkın bir bölümünün toplu bir şekilde cezalandırılması mevzubahisti. Mağduriyeti birebir yaşayan bir bireyin siyasi katılımın daha yüksek olacağı göz önünde bulundurulduğunda, Erdoğan’ın mağduriyeti halkın nazarında daha anlamlı hale gelmekteydi. Lakin bugün toplumun laik/seküler kesimine mağduriyet yaşatıldığına dair en ufak bir veri dahi yoktur.

Öte yandan Erdoğan yola koyulduğunda bir takım somut mağduriyetleri gidereceğini belirterek yola çıkmıştı. Özellikle başörtüsü mağduriyeti, gelir adaletsizliğine dair mağduriyet ve hatta Kürtlerin yaşadığı mağduriyet. İlki ortadan kaldırıldı, ikincisi uzun yıllar boyunca çözülebildi, üçüncüsü için ülke tarihinin en cesur adımları attı. Buna karşın CHP tarz-ı mağduriyetin net olarak çözeceğini ifade ettiği tek bir mağduriyet yoktur.

Bir diğer nokta da şüphesiz Erdoğan’ın parlayıp sivrildiği Türkiye ile CHP tarz-ı mağduriyetin sivrilmeye çalıştığı günümüz Türkiye’si arasındaki farktır. Çok fazla tekrara düşmemek kaydıyla şunu söylemek kafidir: iki Türkiye arasındaki fark uçurumdur. Hal böyle olunca CHP’nin söylem haline getirdiği mağduriyet edebiyatı özellikle gençlik tarafından manipülasyon tarafı daha yüksek bir gerçeklik olarak algılanmaktadır. Hakikatte ülkemizin etrafını saran ateş çemberi de dikkate alındığında, bu mağduriyet devede kulak olarak kalmaktadır.

Son olarak CHP tarafından strateji haline getirilen mağduriyet, iktidar çevrelerince ve daha çok gayr-ı resmi bir şekilde “üst akıl böyle olmasını istiyor” şeklinde çerçevelenmektedir. Buna göre “üst akıl – devlet” içeride siyaset kaynaklı minimum problem ile iç cepheyi güçlü kıldığı ölçüde dışarda varlığını tahkim edebilecektir. Buna göre bu “milli plana” uymayan kişi veya grupların elimine edilmesinde bir beis yoktur. Özellikle Türkiye toplumunun devletçi yapısı göz önünde bulundurulduğunda halkın arasında CHP tarz-ı mağduriyetin devletin bekası için temellendirilebildiği görülmektedir.